Salı, Mart 30, 2010

cm üzerine..

championship manager.. namı diğer cm.. bazıları için sadece bi oyundu.. kendileriyle tanışmam ve sıkıca tutunmam epey sancılı oldu gibi.. ilk görüşte aşka inat tiksintiyle başladı serüven.. yıllardan ikibinlerin arifesindeydik henüz. daha lise yılları, henüz göz açmakla saçları biryantileme arasında sekilen dönemeçler.. lise 2 gibiydi zannımca.. laz daper kod adlı bi arkadaşla gene tırıvırı işleri üzerine kafa yormaktayız.. derken soluk pc karşısında alındı.. önce arşivler kısa bi özetlemeden geçildi tabi! ve lakin üflemeler püflemeler derken bi bardak su molası ve ekranda sürekli renk değiştiren bi yazı kisvesi! arkada hayyy huuu taraftar fonu ve arada duyulan düdük sesleri.. ne ki la bu demeye kalmadan bide baktıkki isimler yazılıo kenara bi yere.. saolsun gönlümü almak içinde beni tsigalko'ya yazacağını söylemişti.. heralde iyi bişeydi bu! ne tsigalkoymuşşsun sen be arkadaş.. nerdeyse birbuçuk hat-trickle maçı tamamlamışım haberim yok! sen bekleye dur.. oyuncular çıkacakta.. fifaya nazire yaparcasına tabla filan hareketler yapıcan.. kalecinin üzerinden atlıycan '99 a inat! neyse velakin ne kadar okşansada beden altı pek bi sıkıcı geldi oyun! düşün benim için halen oyun olduğu dönemler! neyse güzelmiş edasında sırıtmalar ve hayatta başarılar temennisiyle orda terk edildi serüven.. taaki yolum lanetli tepeye dayanana kadar..  aradan yıllar geçer ve birasda pederin gazıyla yazılan sakarya, öss g.tümü ye maratonunun ardında soluk durağı olur.. gel zaman git zaman hazırlık temposuna ayak yapılır gibi.. sürekli pes oynamaya kaçmalar.. ayartan kimdi acaba? sayın libya fatihi! hugolina kod adlı şaysiyet.. günlerden bi gün gene sabahlıyoruz ramazan münasebetiyle yurt internetinde.. daha o günler msnde aç aç'ın mübah olduğu ve 10 kişinin bi masa etrafında organize çete oluşturduğu dönemler... henüz elini atamamıştı oralara kadar belediyeci irfanlar!.. neyse.. libya fatihiyle oturduk yan yana bi masaya namı diğer hugolina! arada CS oynamkta var tabi :p ve deli gibi yabancı msnlerin havada uçuştuğu bi dönem.. ve lakin yan masamızda bi eleman.. şişe dibinden bozma çerçeveleriyle sürekli tık tık.. hadi olm aghahowa.. bi tane daha luca toni! sesleri.. sigorta yandı bi an.. sona olaya müdahil oldu hugolina. ve kısa bi söyleşi..
günün modası losttaki karakterleri ezbere sayan bebeler o günlerde meğerse tsigalkoları, okoronkwoları, nigmatullinleri konuşuyolarmış! lost gibi kenarından geçmişiz haberim yok!. sona ani bi reaksiyonla alakadar oldum gibi :p ronaldinhonun psgden yeni geldiği.. kakanın daha bıyyıklarının yeni terlediği günlerdi.. meğersem cm fanatikleri onları çooook önceden keşfetmişler! tıpkı ben gibi! neyse orda sarmalanan fare bi kilitlendi oyuna ve tık tık... nerdeyse 10 yıla yaklaşan süredir halen tıklanmakta.. tsigalkosuna, pruttonuna ve aghahowasına.. yeni sürümleri geldi geçti ve de beğenilmedi tarafımdan.. sıcak ve sade arayüzüyle 01/02 nin üstüne gelmedi bidaha.. gelmezde.. nitekim o oyun olmaktan çıkıp bi çokları için hayat anlamına kadar yükseldi.. iyi ki varasın cm :)

Pazartesi, Mart 29, 2010

saf gelin..

... koku. çatlatacak kadar derin ve zifte bulanmış gibi.. başını kaldırmak şöyle durmasın artık.. perdelerini de yırtmalı en bol yerinden ağın.. renk sarhoş etmeli sıska bedenini.. soyundurabilmeli tüm çıplaklığıyla..  ve yırtmalı sinesine siper gerdanlığı.. parçalamalı. adım atmasın bedeni  artık.. koşmasında.. uçsun. yorulmasın bilekleri, elleri ve de gözleri.. sıkıca sarmalasın kara cevherini.. ve koku.. geçirmesin çıkışa kadar düşünü artık.. giysiler yok orda.. çıplak bedenler.. el ayak yok.. nede kol bacak.. sadece gövde. ete ve tuza doymuş kum torbaları.. öyle yumruklayamazsın.. dedik ya el yok.. sarmalasın dedik ama kol yok.. e uçsun da istiyosun buna kanat lazım gelir.. kum torbası uçamaz ki.. ama çıplak!.. o zaman başka.. kanat gereksiz çıplak bedene.. uçmak için maske gerek.. en cilalısı, allı morlusundan.. tek kullanımlık olmalı ama.. tahriş yaparmış, öle diyo maranki! ne ayak maranki o bitki, böcek, tırtıla bakmaz mı?.. bakar ya ne sandın onlara da bakar.. sen hiç kıçına don geçiripte içini dolduranı gördünmü?.. ne alaka ya bu.. nerden nereye geldin.. dur kesme.. gördünmü görmedin mi?.. görmedim herhalde. yaa neymiş. neymiş? üfle anlarsın neymiş.. yüksek promil akıl.. ehliyete el konuldu maalesef.. hem artı olarak yeniden sınav hakkı da kazandın beleşçi seni ;).. yaa kafam karıştı şimdi.. kol bacak, maranki, ehliyet... noluyo aq? ebenin ki oluyo.. aç olum gözünü.. kokla biraz.. bokumsu sisli, alengirli bişe işte.. neyse kafan bulandı.. zaping yok mu sende.. değiştir artık şu maçı.. ne maçı? son dakka golü yedin haberin yok dürdane.. sende tuzla biraz etini.. gitmiyo böle acı acı.. ne eti ne tuzu noluyo gene.. bişe olmuyo.. kıçın açıkta kalmış.ya koku?.. olum gene ne gördün rüyanda.. saf gelin dimi gene.. pu Allah belanı vermesin.. kazık kadar oldun.. halâmı?.. kem küm.. hani bi balık vardı.. ringa balığı.. kokusu fena keskindir.. iyotlu bolca yoğun biras tarifsiz ama sen bildin işte.. git donunu değiştir dürzü.. hem yıkanmalısında, en iğne ucu kadar delikli kuru yerlerine kadar.. sebep?.. sorma aslanım ne diyosak o.. git hadi.. bak böyle evin bereketi de kaçacak.. ne evi abi.. ne diyosun.. hem maranki noldu?.. sınav diyodun.. hem soyunan kimdi abi.. noluyo aq gene.. olum dedik ya elli kere sana.. kıçın açıkta kalmış..

Pazar, Mart 28, 2010

saçma ki..

ki vagon boşalmak üzere uyandı zatıâlileri.. uyuşan parmakları mı gözleri mi çözemedi pek.. sırtlandı çantayı omzuna ve hayde bakam gene yola.. bu yol kelimesine yüklenen anlam hacminden ağır gibi biraz.. ne güzel demiş haluk amca vakti evvelinde " hep geç kaldık ne zaman erken çıksak yola".. peki ne ola ki bu çaba.. nereye bu koşuşmalar.. kime yetişmeler.. neyse çanta omzunda düştü yola alnına düşen saçları ata ata.. köşeden döndü ve yeni koşuşturma.. vapur mu o kaçan.. tühh.. sanki son vapur nen zımpara.. kır dizini otur iki dakka bankta.. ama olmaz ki .. yetişecek ya hiç biyere.. neyse.. bu içindeki bilmem kaçıncı ses habire dürtüp durmakta sağlı sollu yatay eksende hareket eden cinsi harabelere takılmakta iki yeksen radarı.. ilerledi amacını bilmeden amaca.. ilişti tıknaz bedeni bankın kenarına doğru ve tabi ki çanta.. sıyırdı ceket manto yan tarafa.. hafif gerindi biras ve karşısında mavi boşluk.. biras dalar gibi oldu lakin turnikenin sesi kendine getirdi modern kovboyumuzu.. belki atı yok ama sırtına binen çantası var onun... neyse kalktı sonra sebebini anımsamadan.. alışkın ayakları doğru turnikeye sürükledi ve jeton almak için elini cebine attı plansız.. öyle ya hangi aklıevvel buldu acep bu jeton işini.. ya para.. neyse bırak parayı bak vapur kaçıcak.. şişman göbekli bıyıklı veznedar her zaman ki rutin işini yaparak ücreti aldı ve akılda bin türlü depreşen düşünce balonu.. hangisini patlatsa diğeri biraz daha gerinmeye başlıyo sanki.. çantanın iradesinde barikatı aşarak modern kovboyumuz vapura atladı.. neden atladıysa sanki.. denize düşen olmuşmudur hiç bu binme merasiminde acep orası ayrı bi gizem.. neyse ilerledi sağlı sollu yerleşmiş koltuklar arasında.. neden böyle yerleştirilmiştir orasıda ayrı bi merak.. insanları göz göze getirmemek üzere alınmış canice bi karar.. sosyal ölüm gibi biras.. insancıklar süratle bindiler vapura ve gözden ırakları seçtiler hep kendilerine.. göz hapsinden kaçarcasına kendi dünyalarına.. e tabi ki bizim modern kovboyda gitti her zaman ki gibi duvarla camın bitişik oldu en ücra yere serildi.. vapur salına salına ilerledi.. kimi çay kimi soğuk havaya inat salep kimi de miskos
ısmarladı gözlerden ırak nefsi kübralarına..binerken acele inerken acele.. nereye gidiyor bu insan seli anlamak ne mümkün.. ve balık kokuları eşliğinde ilerledi genç, kordon boyunca.. önünde taksim trenine inat silenleriyle ilerleyen tranway eşliğinde.. geçti alt geçitten üstünde çanta.. kahve kokuları kaplar bi an her yeri.. geniz yakıntısı işte.. hiç de sevmez kahveyi.. aromasını deil ama.. kahvenin kendisine bu gıcıklık.. tahta-vernik kokulu dükkânlar solda ıvır zıvır satan turist simsarları.. ve ilerledi acelesi vardı nitekim.. aldı karşısına yokuşu ve tabana kuvvet.. önünden yalnızca evlenecek çiftlerin geçtiği dükkânlar.. sünnetlik bebeler.. yabancı buralar.. süratle geçilmesi ve yetişmesi gerek.. ama nereye? ve durakta alındı soluk en usain boltundan.. ve başka durak ve gene yol ve gene acele.. bu acele çabası neden.. halen çözülemedi gibi.. ve geldi gibi en boz ayısından kürkçüsüne.. ayaklar çıktı önce.. sistem oturmuş gibi artık.. her şey otomatik ve sıradan.. ve sırtında çanta sonunda layık olduğu yerde paspas kenarına.. hoppadanak atlar yatağa.. yorulmuş beyefendi.. ulen hıyar niye acele ettin..nerden geldin ki.. aslında nerden gitmiştin ki nereye.. ve madem başa dönmekse yol neden gidilir ki hep.. 

 ve bir martının koynunda uyumaksa yol almak.. ve adı aşksa bu nanenin.. limon kaynatmaya ne hacet nineme inat..

uyur gibi biraz..  aceleyle düşe yatmalı.. acele; mutluluk olmalı biraz.. aranmalı gibi ;)

?

Fotoğrafım
İstanbul, Tokat, Turkey
ben sezer; klasik uygulamalı, güdüsel bir hamle sonucu, anında dünyaya gelip, henüz olunmayan bir pratiğe zorunlu olarak itilmiş, nüfusa ilave bir insan..