Pazar, Aralık 25, 2011

sur mu üflendi? tüh uyuya kalmışım! - I


toprak ölüleri kustu farzet bugün.. ne kadar çiğnenmiş günah varsa hepsini salıverdi gökyüzüne.. öyle ya daha ne kadar dayanabilirdi.. ki mayalara kalsa az, biraz kalmıştı.. ama o kadar bile bekleyemezdi toprak..

ilk çığlıkta, anadan üryan üşüştüler gökyüzüne.. ne olup bittiğini sorgulamadan.. zira çoktan sorguları yapılmış olmalıydı!

öyle ya küçükten akla devşirilmedi mi bunlar?.. yazıııkk.. yoksa sana demediler mi bunu?.. bak bi farzettik feleğin şaştı.. ya yarın sende ilk çığlıkta fırlarsan yatağından.. üstelik sınavına çalışmadan! ne sınavı len !?! hani şu dillere plesenk olandan.. her sorusunun kazıktan öte, yağda bekletileni.. hani önce milyonlarca spermini geride bırakıp ciyakladığın ilk sınav gibi..

emeklemeye bile başlamadan her cızıldadığında süt banliyösünün damağına dayandığı, meşin yuvarlağın ağlarla buluştuğu an gibi..

sonra paytak paytak yürümeye başladığında yuttuğun misketleri geri çıkarmak, biraz daha büyüyüp su koyvermeye ara vermek gibi..

sırtında 6 kiloyla yollara düşüp ilk uykuya yatmak, yıllarca uyuduktan sonra hâlâ uyumak için sınav peşinde koşuşturmak gibi.. evet evet.. sınav içinde sınav!

bak bunları bir kenara not al çocuk.. ilerde bir gün mallık yapıp da sperm maratonunu kazanırsan, bunlar gelecek başına.. benden söylemesi..

                                                                                                                 

günün bilgisi: dünyanın ilk cebir problemi; milattan önce bin yedüyüzlerden kaldığı tahmin edilen bir mısır papirüsünün üzerinde "ahmes" isimli birisinin yazdığı anlaşılan şu sorudur: "bir uzunluk, kendisinin yedide biri kadar bir başka uzunlukla toplandığında ortaya çıkan sonuç 19 ise bu uzunluk ne kadardır? sorunun cevabı günümüzdeki rakam formatından farklı olarak birtakım sembollerle aynı papirüs üzerinde verilmiştir.. bu durum bugün bilinen cebir kavramının ilk örneğidir..
günün şarkısı: Ezginin Günlüğü - Eksik Bir Şey
not: ilk yayın tarihi üç mayıs ikibin on, pazartesidir.

Çarşamba, Kasım 23, 2011

çekiç senfonisi..


haber geç geldiğinden insanların toparlanması vakit almıştı..

fısıldaşmalar hengamesinde debelenen kalabalığın önlerinde yatan kişiyle pek ilgilendikleri söylenemezdi..

aslından bu tür kalabalıkların insanları biraz daha hayatın anlamını kavramaya itmesi beklenirken, kimisi zamanın hızlılığından kimisi de hayatın pahalılığından dem vurup duruyordu..

bir süre sonra kalabalık etraflıca kendisine geldi ve merhum son yolculuğuna uğurlanmak üzere sessizce beklenilmeye başlandı.. 

imam, en öne geçerek son helallikleri istedi ve kılınan namazın ardından, vazifesini yerine getirmesi için tüm gözler tabutçuya çevrildi..

kısa bir süre sonra gereçleriyle beliren tabutçu, merhumun başına geldi.. son bir kez ailesi tarafından görülmesine müsade edilen merhumun çene bağını çözerek yavaşça tabutuna yerleştirdi.. 

tam insanlar yeniden konuşmaya hazırlanırlarken, çekicin, çivi üzerindeki o keskin sesi duyuldu.. çekiç vuruyor, vuruyor ve herşeyi dolduruyor; biraz duraklıyor ve sonra yeniden vuruyordu..

çekiç, tahtada ardarda yedi yara açıp uyuyan kerestenin uzun, hüzünlü sesini uyandırdı dağılan kalabalığın ardından..

                                                                                              

günün bilgisi: bermuda şeytan üçgeni'nin esrarı; gulf stream denen sıcak su akıntıları bu bölgeden yoğun bir şekilde geçmektedir.. tabanın aşırı derecede ısınması sonucunda burada bulunan tebeşir gazları erirler.. suyun yoğunluğundan daha hafif olan bu gazlar hızla yüzeye doğru yönelirler.. bu durumda herhangi bir gemi bu civardan geçecek olursa, bir kuyudan aşağıya düşer gibi hızla okyanusun dibine inecektir.. çünkü yoğunluğu düşen su, gemileri kaldırabilecek kuvvetin yanına dahi erişemez.. daha sonra gazın yoğunluğu azalıp su eski haline döndüğünde çoktan okyanusun dibini boylamış bulunan gemiden en ufak bir iz bile kalmaycaktır..
günün şarkısı: Mazhar Alason & Sami Özer - Bu Ne Biçim Hikâye Böyle

Çarşamba, Kasım 16, 2011

Çetin Agaşe - Nuh'un Üç-geni

 
bu adamı ve yazılarını seviyorum.. okuyucuda merak uyandıran ve içine çeken bir üsluba sahip.. kısacası okuyucuyu avucunun içinde tutabilmeyi başarıyor..

kitapta nuh tufanı teması işleniyor.. zaten başlı başına ilginç bir durum olan bu olay, yazarın romansı kalemiyle ayrı bir boyuta ulaşıyor.. 

nuh'un gemisi, ağrı dağı'nda mı yoksa cudi dağı'nda mı? sorusu hâla esrarını korumaktadır.. kitabın bu soru yelpazesinde geliştiğini belirtirek detaylarına girmek istemiyorum, adetim değildir.. zira okumak isteyenler önceden izlenmiş film durumuna düşmesinler..

kitap, bu tür konulara meraklı kimselerin kesinlikle okuması gereken bir kitap özelliği taşımakla birlikte, kitaba olan okuyucu puanım 10 üzerinde 9'dur.. yani, meraklı olmasan da okumalısın diyerek ayracıma takılan sözcüklere uzanıp iyi günler dilemek istiyorum :)

  • Dün, uzak gün evlat; geçmiş gün, yaşanmış gündür. Ayrı ayrı yaşanmışlıklara çok vakit harcanmamalı; kıytmetli olan, yakalanan şanslarda saklanmış paylaşılacaklardır. | s.25-135
  • Dünler, bazı şeylerin aydınlatılmasında yetersiz kaldığında, bu misyonu yarınlara devreder. | s.26
  • Önemli olan dikkattir; çünkü gerçekler ayrıtında küçük parçalar halinde bulunur, ama bundan daha önemlisi hafızadır... Unutulan gerçek, hiçbir anlam ifade etmez. | s.109



                                                                                                


günün bilgisi: nemrut'un hikayesi; nemrut bir gün ordusuyla yol alırken, askerlerine sinekler musallat olurlar.. kendi payesine ise topal bir sinek düşer!.. gel zaman git zaman, bu sinek nemrut'un beynine kadar ulaşarak kemirmeye başlar en loblu kısımlarından!.. nemrut bu duruma dayanamaz ve eline aldığı tokmakla kafasına vurarak onu kaçırmaya çalışır.. ve neticede tokmak altında kafası ezilerek ruhunu teslim eder ;)
günün şarkısı: Avril Lavigne - Fall to Pieces

Cuma, Kasım 11, 2011

11.11.11


aynı teraneleri okumaktan sıkıldınız demek.. ama pas geçmekte olmazdı bu fena derecede ilginç günü.. nitekim önümüzde sadece bir tane kaldı bunlardan.. hee dünya dönmeye devam ettikçe daha niceleri de olacaktır, velâkin pamuk bize çoktan tıkanır o vakte kadar..

nedir bu tip, yanyana dizilmiş sayıları özel yapan? sadece görünümleri mi yoksa onlara yüklenen anlamlar mı? belki de ikiside.. 

dünyanın sonuna ilişkin asırlardır kafa patlatıyor insanlar.. farz-ı misal, mayalar! adamlar zamanında takvim yapıp bir güzelde kullanmışlar.. ama o an için çook uzak gibi görünen 21 aralık 2012'ye kadar sürüyor takvimleri.. yani? ondan sonra heralde devamını yazmak için erinmişlerdir!.. orası ayrı bir mevzu olmakla birlikte, tarihler boyu dünyanın sonuyla ilişkilendirildi bu tarih.. kütlesi dünyaya çarpınca yok edebilecek boyutlardaki bir yıldızın dünyanın tam merkezine çarpacağından tutunda, sarı öküzün boynuzlarının bu dönemde çürüyeceğine dair bir çok rivayet var.. sarı öküz mü? şey len şey, hani bir inanca göre dünya öküzün iki boynuzunun arasında yer almaktadır ya!..

neyse işte bütün bu zırvalıkların 11.11.11 ile hiç bir ilişkisi yoktur.. sadece zaman bir gün daha ilerlemiş ve malum güne bir adım daha yaklaşılmıştır..

bizim gibi müslüman toplumlarda yetişen fıkıh ve hadis alimlerine göre, kıyametin kopması için nereden bakarsanız 260 yıl var.. bütün alametler olucakta filan da falan da.. bir çok sahih hadise göre, güneş bugün tersinden doğmuş olsa bile kıyamet 120 yıl sonra kopacaktır.. (bir ara daha detaylı gireriz bu konuya:)

ben niye bu konulara girdiysem! geçen yıl 10.10.10'da mayalara girişmişim, sanırım ondan mütevellit akış böyle oldu.. neyse işte, bugün evlenen barklanan, gününü anlamlı kılamaya çalışan, hatta ve hatta çocuğu bugün doğmuş olsun diye sezeryan yaptıranların allah niyetlerini kabul etsin.. ne diyelim başka!  başkasını bir yıl öncesinde söylemişiz gerçi ki; "ne iştir ulen bunlar.. millet neyin derdine düşmüş.. özel günler, özel haftalar.. yerli malı haftasına kakakola sızdırmalar filan.. ulen hakketen çivisi çıktı bu dünyanın.. bari birkaç yüzyıl daha sıkalımda dişimizi, ışınlanırız nasılsa bir başka foseptiğe.."

sevgili 11'i inceden uğurlarken mayagil amcamların karabasan aralığına doğru inceden yol alıyoruz.. tabii ki 12'ye de uğramak kaidesiyle.. esen kalın :)

                                                                                                    

günün bilgisi: rafizilik; islâmiyet temelde sünnilik ve şiilik olmak üzere 2 temel kola ayrılmıştır.. şiiliğin 21 kolundan birisidir rafizilik.. rafiziliği diğerlerinden ayıran temel unsur, halifelik meseleleri sebebiyle, hz ebubekir ve hz ömer'i sevmemeleridir..
günün şarkısı:Simon&Garfunkel - April Come She Will

resim: indigo dergisi

Perşembe, Kasım 10, 2011

1881-193∞


Ölümünün 73. yılında Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıla anıyoruz..

                                                                                                                                         

günün bilgisi: norveççe'de "atatürk gibi düşünmek" diye bir deyimin bulunduğunu biliyor muydunuz? norveçliler bu deyimi; içinden çıkılması olanaksız gibi görünen durumlarda, mutlaka bir çıkış yolu olabileceğine dair bir anlam yüklemek için kullanıyorlarmış.. norveççe, öğrenilmesi çok zor olarak kabul edilen bir dil grubuna aittir.. ayrıca, norveçlilerin kendi aralarında bile, bir hayli zor anlaşabildikleri öteden beri bilinen bir gerçektir.. hâl böyleyken, bu deyimin norveççe'de bulunması gerçekten değişik bir duygu:)

Pazar, Kasım 06, 2011

Garcia Marquez - Yaprak Fırtınası


yaprak fırtınası.. altı küçük hikayeden oluşan bu kitap, farklı bir yazım diliyle tanışmanızı sağlıyor.. 

her paragrafta, o paragrafta yer alan, ana karakterin ağzıyla anlatım yapılıyor.. misal, ilk pragraf ali'nin ağzından anlatılmışken ikinci paragrafta veli çıkıyor karşınıza.. ve bütün kitap bu şekilde sürüp gidiyor.. ve siz paragraflar ardında kitabın sonuna uzanırken çokta birşey kalmıyor aklınızda!..

evet, olayın en sıkıcı ve zorlayıcı kısmı burasıydı!.. kitabı okuyup bitirdim ama hangi karakter, ne yaptı? sorusunu sorunca hiçbir cevap veremiyorum!.. ne yazıkki bütün kitap birinci tekil şahıs diliyle kaleme alındığı ya da çevrildiği için olayları çok zor bir şekilde birleştirebiliyorsunuz.. 

kitapta ne anlatıldığıyla ilgili söyleyebileceklerim sadece bir cümleden ibareattir: misafirlik dediğin kısa solukludur.. fazlası yüzsüzlüğün en alâsıdır.. haa bir de arkadaşlarımızı iyi seçelim!..

bu kitaba okuyucu notum 10 üzerinden 4 olmakla birlikte, okunmaması çok da büyük bir kayıp değildir manasına gelir..

ve şimdi, herkese iyi bayramlar dilemekle birlikte, ayracıma takılanları verip daha angusların peşinde koşturacağımı belirtmek isterim.. tekrar iyi bayramlar :)

  • Kokuşuncaya dek, bir ölünün ölü olduğundan emin olamayız. | s.19
  • Kimseye benzediğini sanmıyorum, yalnızca benzediği o kişiyle düpedüz aynı. | s.39
  • Zamanın geçtiğini ancak birşeyler devinince anlayabiliyorsunuz. | s.47
  • Saat, yeni gelen dakikanın ucunda bir kez daha ölecektir. | s.47
  • Aşık olmaya başladığını anlayan bir adamın gizi; gözlerinize asla bakamamasıdır. | s.56
  • İnsan bir işe kalkıştığında ne yaptığını bilir. Eğer birşey ters giderse, bu beklenmedik, insan gücünün ötesinde birşeydir. | s.75
  • Olacak birşeyler varsa, bundan kaçınılmaz. Tıpkı takvimlerin önceden bildirdikleri gibi. | s.91
  • Mutluluk, bir zorunluluk değildir. Sadece bir tavsiyedir. | s.133
  • Ölüm, bir ziyaretten başka birşey değildir. | s.138
                                                                                                                                          

günün bilgisi: körler ülkesi; efsaneye göre günümüzde kadıköy olarak bilinenen yerin adıdır.. efsane bu ya; megaryalı bizans, topluluğla birlikte yaşanılacak yer aramak amacıyla hicret işine girişirler.. delf kahinine danışan megaryalı "ülkeni körler ülkesi'nin tam karşısına kur" diye nasihatını alır.. aylarca süren yolculuğun ardından sarayburnu'na kadar gelen ve dinlenmeye çekilen megaryalı, kadıköy civarını seyretmeye başlar.. sarayburnu yeşillikler içindedir ve kadıköy boz, çorak bir yapılanmadan ibarettir.. ülkelerini bulundukları yer yerine kadıköy'e kuran bu insanlara hayıflanan megaryalı sonra  kahinin sözlerini hatırlar ve ülkesini kadıköy'ün tam karşısına kurmaya karar verir.. ve ülkesini sarayburunu civarına, yedi tepeye yayılacak şekilde kurar ve adı da kurucusundan esinlenilerek bizans olarak kalır..
günün şarkısı: Yeni Türkü - Eksik Bir Şey

resim: luis royo

Perşembe, Ekim 27, 2011

z raporu..

 
gün akşam olmak üzere.. bugün gözlerim saatte asılı kaldı hep.. şu tiktaklar bir an önce biter ümidiyle son bir nefes alıyorum..

hava çok karamsar.. yağsa, içini dökse rahatlayacaktı halbuki.. ama inatla direniyor.. ne olur ne olmaz kabilinden yağmurluğu yedeğime alıp mesaiyle vedalaşıyorum koşar adımlarla.. 

köşedeki dürümcüyü arıyor gözlerim kendiliğinden.. yerinde yok.. açlık içimde yankılanıp eziliyor bir köşede..
şehre yeni yeni akın eden turistlerin telaşlı adımları çıkıyor karşıma dikilitaş'a yaklaşırken.. tepesine yakın bir karga figürü, bakıyor suratıma kızgın kızgın.. yüzümü çevirip tramvay'a doğru yol alıyorum inceden.. 

akbili terk edeli çok geçmedi ama insan özlüyor be!.. sesi bile bir başkaydı.. 

buhar deryasına dönen tramvay tıslayarak duruyor.. her zaman olduğu gibi gene kapıyı denk getiremedim!.. ite kaka, silme yapıştım camın önüne.. çeberlitaş.. beyazıt.. aksaray.. cevizlibağ derken buhar çekilmeye başlıyor .. sonunda güzel bir kızın yanımda oturduğunu farkedebiliyorum :)

artık zetinburnu'ndayız.. kafamdaki bütün osuruk nağmeleri son bulmak üzere.. yurdum insanını inceden süzmeye başlayabiliyorum.. şu, sol taraftaki kızlar, liseye gidiyor olmalılar.. birisi sürekli mesajlaşıp duruyor.. parmak kanseri diyor madam zorro bunlara.. 

herkesin suratına belli berlirsiz bir sıkıntı çöreklenmiş.. bir noktaya kilitlenmiş ineceği yeri bekliyorlar.. hiç kimse göz göze gelmek istemiyor.. neler saklıdır halbuse bir çift gözün ardına kadar sindiği suretlerde..

ayakta, yekten ufacık bir kız çocuğu.. saçları iki sırım sarılmış, börtü-böcek tokalı.. annesinin tahminen yeni aldığı bir oyuncağı kurcalıyor.. zaman zaman verdiği efektlerle, donuklaşan bakışlara tebessüm kazandırıyor.. kısa bir sessizlikten sonra çocuk yere oturdu ve başladı sedyik sedyik diye mırıldanmaya.. kaygan r'ler eşliğinde bir an da herkesin sesli gülümsemesine vesile oluyordu.. 

gülmeye/güldürmeye ne kadar da ihtiyacı var insanlığımızın.. özellikle de şu zaman dilimi içinde.. kin ve nefretin ağız dolusu kusulduğu insanlığımız, henüz can çekişirken, küçücük ellerin tebessümünde gizleniyor..

ve son durak.. biraz evvel yolları kesişen kaçamak bakışlar, başlarını eğerek hızlıca ilerliyor.. yol boyunca ardı sıra geldiğine inanıyor hep.. geriye bakıp bakmama konusunda her zaman olduğu gibi tereddütte.. bir ara omuzu üstünden geriye doğru baktığında, gene boşuna kuruntu yaptının farkına varıyor..

                                                                                                                                           

günün blgisi: cedric; belçikalı karikatürist raoul cauvin tarafından yaratılan bir çizgi film karakteridir.. ilk olarak fransa'da yayınlanmış ve ardın da dünyanın genelinde sevilen bir çizgi film haline gelmiştir.. cedric 8 yaşındadır ve hep öyle kalacaktır :)
günün şarkısı: Selva Erdener - Sabahın Seherinde

Cumartesi, Ekim 22, 2011

misket..


bir berduş..

nasırdan hissiyatını kaybeden parmaklarını gezdirdi, sakalları ardına gizlenen yaralarında.. tütünden sararmış sakalları parıldıyordu.. yüzünü unutalı asırlar geçmişti sanki..

son yudumunu aldığı şişesini bir kenara fırlattı ve bir köşeye yaslanarak gözleri çıkacakmışçasına öksürüp durdu.. neden sonra güçlükle doğruldu ve yalpalayarak ilerledi şehrin karanlık silüetinde..

uzunca bir süredir ayaklarının vahametine bırakıyordu gidilecek istikâmeti.. zira ayakları pek de yabancı değildi arnavut kaldırımlarının döşendiği yollara..

ara ara vediği öksürük molalarından sonra usulca sokuldu battaniyelerini altına gizlediği bankına.. havada da ne çok yıldız vardı bu akşam.. sırtüstü uzandı ve başladı avare salınan yıldızları seyretmeye..

...gözleri dalar gibi olsa da yüzüne savrulan damlacıklarla bölündü sıcaklığı.. yağmur damlalarını misketlere benzetirdi hep.. envai renkte parıldayıp dururlardı, minicik avuçların çizgilerinde..

zamanın sonsuzluğunda derinleşen çizgilerde yol alıp durdu misketler.. bazen ışık saçarak bazen de karanlığa uyanarak..

gizinde bir yerlerde, o renk cümbüşünün hep varolduğuna inandı..

                                                                                                                                                              

günün bilgisisealand; yer yüzündeki en küçük ülkenin ismidir.. 1967 yılında roy bates tarafından kurulan bu ülkenin hukuki durumu halen tartırşmalı durumdadır.. kktc ile bir maç bile yapmışlardır! hee bu arada bu minicik ülkede bir kez darbe girişimi bile olmuştur!. dünyanın en küçük ülkesinin ilginç öyküsünü okumak isterseniz lütfen buradan bir bakınız.. ve de ülkenin fotoğrafları için buradan..
günün şarkısı: Redd - Küçük Bir Çocukken

Cumartesi, Ekim 08, 2011

Peter Willey - Alamut Kalesi


bu kitap okur hayatımdaki en tatsız tuzsuz kitaptı diyebilirim.. yaklaşık dört ayda bitirebilmemin temel nedeni budur!

aslında orjinal adı "Alamut: Fedailerin Kalesi" olan kitabı okumaktı niyetim.. ancak okuduğum kitabın üzerindeki "Alamut Kalesi" olarak görünen ibare, beni asıl kitap olduğu yönünde hataya düşmeye sevk etti.. ve nitekim kitabın biraz ilerlemesinden sonra durumu çakozlasamda, başlanılan kitabı bitirmek gibi kötü huylarım olduğu için bitirene kadar işkence çektim!

kitap ingiltere'den başlayıp iran'a kadar haşhaşi kalelerini araştırmak üzere gelen bir ingiliz arkelog ve arkadaşlarının "resmen" anılarının anlatıldığı bir gezi yazısıdır..

kitap bazı bölümlerinde içine çekmedi değil!.. özellikle iran'ın sıradan insanlarının yaşantılarını konu edindiği bölümlerde anadolu'dan ahmet amca, fatma nine geliyor gözünüzün önüne.. aslında dağ köylerinin dünyanın her yerinde ortak kaderi paylaştığını yakalıyorsunuz..

ayrıca kitapta yer alan bir çok teknik ayrıntıyı okumak zorunda kalmak inanılmaz derecede ruhunuzun osuruklanmasına neden oluyor.. yok iki kule arasında şu kadar mesafe varken kalenin uzunluğu da bu kadardır.. ayrıcaaa.. dur daha bitmedi!.. iş bu bölgede yapılan kazılarda bulunan çanak çömlek bilmem ne zıkkım döneminden kalma olabilir ya da yanılabiliriz!.. belki de köylüler de unutmuş olabilirler!.. 

ancak neresinden bakarsanız bakın, bu kitaptan aklımda kalan sadece bir kaç özlü söz ve de yıllardır içimde gebertemediğim arkeoloji meramımı yeniden harlamış olmasıdır..

kısacası kitap faciaya yakın derecede osuruktan.. kitaba 10 üzerinden 3 veriyor ve ayracıma takılanları vererek uzaklaşmak istiyorum!.. esen kalın :)

 
  • "Her yolculuğun kendi diş çıkarma bunalımı vardır." | s.31
  • "Bir insanın kendi başarısına değer biçmesi her zaman zor olmuştur, özellikle de gerçekleşme anında." | s. 170
  • "Dünyaya hükmeden ve kutsal olan şey güç değildir. Asıl hükmeden, insan duygularının sıcaklığı, arkadaşlık ve bir şeyleri yapıp devam ettiren insanlara duyulan saygıdır." | s.276






                                                                                                                                           


günün bilgisi: dünyadaki birbirine en yakın iki başkent; aralarından yalnızca kongo nehri geçen, demokratik kongo cumhuriyeti'nin başkenti kinşasa ile kongo cumhuriyeti'nin başkenti  brazzaville'dir.
günün şarkısı: Red Hot Chili Peppers - Snow (Hey Oh!)

Çarşamba, Eylül 21, 2011

e harfinin teranesi..


zamanın spiralinde arşınlanmıştı aliye rona'ya inat çerçeveleri.. bu sefer yalnız değildir çerçevesiyle bir başına.. ona eşlik eden bozuk bir el feneri ve de sırtandaki delik çuval bulunmaktadır.. üstelik ninesinden bozma parizyen çorabını sırmalamışken yüzüne!

..derken hırsız tokayı denk getirerek kirişi kırdı sonunda ve sessizce ilerlemeye başladı sayfaların arasında..

her an üzerinde gezindiği kelimelere takılıp düşme tehlikesine karşın bozuk fener tetikteydi.. iştahla bakınırken, çuvalında bir harflik yer olduğunu anımsadı.. ne çok harf, ne çok kelime, ne çok cümle vardı.. acaba hangi harfe yelken açsa mutluluk kokusu duyabilir, hırsızlığı daha geç fark edilebilirdi.

ilk harften başladı eşelemeye.. A harfi, "aba" altından sopasını gösterdi beceriksiz hırlıya.. neden sonra "abazan" iştahıyla debelenen hırsıza dönerek "acilen" sayfalarını terk etmesini "alenen" salık verdi.. hırsız, ilk harfle girdiği "ağız dalaşı"ndan hiç hoşlanmadı ve "aşk"ı "aşıp" "at"ı alarak "aheste aheste" "B"ye doğru ilerledi...

B'de "baba" karşıladı hırsızı.. tehditkâr edalarla "babafingo"ya uğurladı kuşları!.. ardından "badikleye badikleye" defolmasına ricacı oldu! hırsız, "baba"dan gelen bu öneriyi! "boş bulunarak" kabul etti ve "böcek" iniltilerinin kol gezdiği "böğürtlen" dikenlerini aşarak "bürgü"ye dolandı ve "C"ye doğru yol aldı inceden...

C'ye çuvalındaki takırtıları dinleyerek ulaştı.. üstelik yorgunluk da bu işin "caba"sıydı..  A ve B'de aradığı bir "cacık"ı bulamayan hırsızın karşısına ne "cadı"lar ne "cadaloz"lar çıktıysa da pes etmeden ilerlemeye devam etti.. derken aniden bir "canavar" çıktı karşısına ve "cansiperane" savaştı onunla.. "cemaziyülevvel"ini bildiği bu "cırcırböceği" gibi öten sözcüklerden yakasını kurtarmaya çalışarak, "cin" olmadan adam çarpabilirdi.. nihayetinde, "cilve", "cümbüş", "cüzzam" derken "Ç"nin karşısında buldu kendisini..

"çaba"ları boşa gitmemiş, "çarçabuk" C'den uzaklaşarak yeni yeni çiçek veren "çağla"ları dişleyerek "çal"acağı harfe yaklaştığını hissetmişti.. bu yüzden sözcüklerle "çene çalmak"ı keserek, "çeşmi bülbül"lerin zerafetinde "çırılçıplak" ilerledi.. "çuval"ındaki "çürümüş" sedefeler eşliğinde "D"nin dibinde alındı soluk...

D'ye "dadanan" sözcükler neredeyse yakalanmasına yol açacaktı.. acaba D'yi mi hacılasaydı!.. bu seferde "dalgınlık"la "dalkavuk"ların pençesine düşebilirdi.. acaba D'yi çalsa, "dargınlık"lar sona erer, "değerbilmez"lerin maskeleri düşermiydi.. "delicesine" istiyordu sözlükten bir harfi çalabilmeyi!.. bu sebepten uzunca bir süre D'ye "demir" atsada sonunda "dikiş" tutturamayarak "düşler" içinde "düzensiz"ce "E"ye uğurlandı...

E'de "ebedi" dinginlikle karşılandı.. nitekim "ebedi uyku"su tez vakitte limana uğrayabilir, bozuk "el feneri"ni yakalabilirdi.. anıların süzgeçe takılan tortuları "elenme"liydi.. "emeklenen" yollar belki tekrar "endaze"lenmeli, belki de "enfiye" melankolisinde tekrar motor denmeliydi.

"E" harfine defalarca el uzatan hırsız, hiç bir "eza"duymadan, bir "ezan vakti"nde E'yi sözlükten koparıp torbasına hacıladı..

                                            *  *  *  *  *

fransız yazar georges perec, hiç "e" harfi kullanmadan "la disparition - kayboluş" adlı romanını yazmıştır.. işin ilginç yanı yine hiç "e" harfi kullanılmadan türkçe'ye çevirisi yapılmıştır.. yazar bu durumun kendisini bir hayli sıkıntıya soktuğunu söylerken, çeviren şahsiyet; sen, ben ve -ken gibi kelime ve ekleri kullanamamak insanı bir hayli zorluyor demiş! fransız yazar, kelime haznesinde % 35-40 oranında bir daralma olduğunu vurgularken, türkçe'ye çevirisindede bu oran o kadar olmasa da %25'i bulmuştur.. anlaşılan fransızlar "e"yi bizden daha çok seviyorlar..

                                            *  *  *  *  *

ve ben, hâlâ bu kitabı ele geçiremedim.. neresinden bakarsanız bakın 1 seneyi geçmiş şu yazıyı okumayalı!.. daha önce kitabı okuyup paylaşma isteğimi dile getirmekle birlikte en azından yeniden alevlensin istedim kitap merasimimin..


                                                                                                                                           

not: ilk yayın tarihi 11 haziran 2010 olmakla birlikte, yeniden düzenlenmiştir..
günün bilgisi: naakaller; atatürk'ün kayıp mu adası'yla olan meramı bir çoğunuzun hatırındadır.. işte bu mu'lularda dini öğretmekle yükümlü kişilere verilen isimdir naakaller.. ayrıca mu'luların sembolizme dayanan inançlarındaki temel unsur, sürekli olarak yeniden doğmak ve yaratıcının tek olmasıymış..
günü şarkısı: mirkelam - ah bir joker

Çarşamba, Eylül 14, 2011

bereketli mahsûl!..



dikkat! bu bir erkek yazısıdır.. ve özellikle "göbeğine biriken yünlerden annesine kazak ördürmek isteyenler"e ithaf olunmuştur..

her şey doğumla başlamıştı aslında.. o misket oynayan çocuk zamanla evrim geçirerek kıllı bir abazana dönüşmeye başladı..

ve o vakit yüzünde başlayan kıl kasırgası, indirim edasında aşağılara doğru sirayet etti.. ve nitekim maymun çarliye inat sardı bütün gövdesini ve de en kökünden kordon siperini!..

güllaçlar oluşturmaya başlayan kıl kasırgası, hortumlar eşliğinde derin deltalar oluşturdu.. ve esen rüzgârlarla alüvyonlarını tepeleme yerleştirdi azar azar..

zamanla biriken mahsûl, kazak olma yolunda hızla ilerlemeye başladı..

                                                                                                                                           

not: evet uzuuunca bir süredir yazma sıkıntısı çektiğim, hatta elime kitap almadığım doğrudur.. bu yazıyla yeni bir başlangıç yapıyor ve sık sık buralarda olacağıma dair söz veriyorum :) haa şu elimdeki kitabı da artık bitiricem söz :p
günün bilgisi: ebrehe; habeşistan kralı necaşi'nin yemen'e hükümdar olarak tayin ettiği kişidir kendileri.. evet olayın bu raddesinde hiç bir anormallik yoktur.. asıl mesele şudur ki; fîl suresi'nde bahsi geçen konuda, filler eşliğinde kâbe'yi yıkmak için harekete geçmiştir..  en sonunda da filler sağa sola kaçışıyor ve ebrehe kâbe yakınlarında diz çöküyor.
günün şarkısı: cem karaca - o leyli

Salı, Ağustos 09, 2011

zırvalık üzerine..


zırvalamak, sıcak suyun üzerine limon serpiştirmek gibir.

mayhoş denilen kıvamda gelir yerleşir zihinlere.. insan bir şeyler anlatma çabasında savurur kelimelerini.. el-kol bazen de bütün gövdesiyle ifade etmeye çabalar zihninde dönen limon zerreciklerini..

halbuki suya ilk ulaşan limon zerresi önceleri bulanıklaşır düştüğü yerde.. sonra hafiften kendisine çeki düzen veren zerrecik, tortular eşliğinde bardağın dibine doğru umutsuzca yol alır..

sudan alınacak ilk yudumda limonun ekşiliğine erişemeyiz çoğu zaman.. zira limon zerreleri bardağın dibinde dalgalanmayı beklemektedir.. 

bardağın dibinde uzunca bir süre yudumlanmayı bekleyen zerrecik, ilk sarsıntıda hızla yüzeye nüfuz ederek ikinci fırtta yanaklarının büzülmesine ve dilinin sulanmasına vesile olur..

varın gerisini siz düşünün gayri.. ister zırvalık deyin, ister başına güneş geçmiş senin deyin.. ama suyunuzdan limonu eksik etmeyin!

                                                                                                                                          


günün bilgisi: ramazan ayı, ay hareketlerine göre belirlenen bir aydır.. bu nedenden ötürüdür ki her yıl 10 ya da 11 gün önceden karşılıyoruz.. dolayısıyla bazen hem yaz mevsiminde hem de kış  mevsiminde oruç tutuyoruz..
günün şarkısı: God Put A Smile Upon Your Face - Coldplay

Pazar, Temmuz 03, 2011

taze çimenler..


uyanma vaktini karanlığa gömenler vardır hep içimizde.. onlar, güneşi selamlayıp bize doğru uğurlarlarken, biz hiç farkında olamıyoruz bize gelen yolcunun..

gün gene karanlık bir sabahın ardında başlamıştı.. karanlık tepeler yavaş yavaş güneşle cenge giriyor ve etraf inceden buğu deryası eşliğinde aydınlanıyordu..

çekirge seslerinin bastırdığı orakları kenara bırakma vaktiydi artık.. sabah güneşinin cızır cızır inlettiği otlardan kalkan buhar debisiyle demlenen çay hazırdı.. alnına biriken yorgunluk zerreciklerini bir çırpıda sildi ve yarenini belinden yakalayarak ıslak çimlerin ardı sıra sürüklendiler.. bir süre sonra nefes nefese bitap düşerek, alınlarına yapışan çimen tortuları eşliğinde doğrulup çaydanlığa doğru iliştiler..

horoz iniltilerinin eşek anırtılarına karıştığı senfoni çok uzaklarda kalmıştı artık.. seslerden bihaber bedenler, şehrin alışılmış boz rengine uyanıyorlardı..

boz ve betonların göğü yardığı şehirlerde..

                                                                                                                                          

günün bilgisi: "@"; kuyruğu tepesinden dolaşan bu küçük a harfi , internetin yaygınlaşmasıyla birlikte en çok kullanılan sembollerden birisi olmuştur.. genel olarak kabul görmüş bir kaç tarihi mizanseninin dışında, ilk olarak 1885 yılında yazı makinelerinin ilk örneği olan "underwood"un klavyesinde kullanıldı.. internetin gelişimine paralel olarak, e-postalarda yer edinmesi 1977 yılına dayanır.. roy tomlinson olarak bilinen bu kişinin amacı ise, kimsenin adında bulunmayan ve karışıklığa yol açmayak bir işaret kullanmaktı.
günün şarkısı: Bir Çapkın Dilenci - Yeni Türkü
 
resim: kevin fleming..

Cumartesi, Haziran 18, 2011

zaman..


bir vakitler zamanın çabucak geçmesine yorulurdu düşler.. zamanın çabucak yitirilip, içinde kaybolunmasına.. oysa o hep oradaydı.. bir fotoğraf çekmecesinde..

belki bir gamzenin gölgesinde.. belki de bir uçurtmanın kanadında asılı kalmaktı zaman.. üstelik geçip yittiğini zannederken, olduğu yerde saydığını bilerek..

kimi zaman oturup iki tek attık zamana karşı.. hep anlattık, o da hep dinledi.. üstelik hiç tereddüt etmeden.. kimi zaman da geçip gittik kenarından..

şimdi zamanı arar oldu gözler.. hep iki tek atarken, hep büyüdüğünü zannederken..

şimdi zamanı gelse.. oturup iki tek atsak yeniden.. üstelik küfür, kıyamet!..

                                                                                                                                          

günün bilgisi: yummel; japonya'da tek başına yaşayan yaşlılar için üretilmiş olan "oyuncak torunlar"dır.. 1200 kelimeye kadar konuşabilen bu oyuncaklar, aynı zamanda sahibinin duygularını anlamaya çalışan birer avutugaçtır!
günün şarkısı: Shawn Colvin - Sunny Came Home

fotoğraf: Ara Güler

Perşembe, Mayıs 26, 2011

İskender Pala - Şah & Sultan



uzun bir aradan sonra elime alıpta niyaheyetinde bitirebildim.. zira tam beş aydır kâh yatağımın kenarında kâh çalşıma masasında okunmayı bekledi durdu.. baştan belirteyim, bu kadar uzun sürmesinin nedeni kitaptan değil benden kaynaklandı!..

şah & sultan.. aynı  devri paylaşan iki egonun çarpışmasını anlatıyor kitap.. 1500'lü yıllara masal edasında dalış yapıyorsunuz.. bir tarafta 37'sine merdiven dayayan şehzade selim ve diğer yanda da 20'lerine yeni dalış yapan şah ismail.. 

anadolu'nun iç içe geçen yapısı malûmunuzdur.. türlü türlü insanı aynı yorganın altında ısıtıp, türlü türlü inancı besler zihinlerinde.. gel zaman git zaman, birbirini tamamlayan iki düşünce/inanç birbirlerinin yokluklarından güçlenir duruma gelir.. özellikle sünni inanca mensup osmanlı baskın taraf durumundadır.. 

şehzade selim, rakip ve tehlike olarak gördüğü kızılbaş/alevi kesimiyle mücadeleye girişmiştir.. keza kızılbaş/alevi inancının baskın olarak bulunduğu anadolu ve bugünkü iran dolaylarında baskın bir gücü olan safevi devleti'nin şah'ı ismail'de osmanlılar ile mücadele içindedir.. her iki tarafta kendi nüfuzunu artırma eğilimindedirler..

kitapta temel birkaç karakter üzerinden anadoludaki bu mücadele masalsı bir eda ile tasvir edilmiştir.. öyleki, ikiz kardeşler hasan ve hüseyin'in, gün gelipte farklı iki inanca tabip olmaları anadolu'nun içinde bulunduğu durumu özetler durumdadır..

kimin haklı olduğunun bir önemi yoktur.. inanç meselesinde isterseniz gidin beyaz peynirin kutsallığına inan, ki dişlere faydası çok fazla olmasından ötürü oldukça kutsaldır benim nazarımda.. insanların inancı nedeniyle sömürülmesi, ona yön verilmeye çalışılması en absürd durumlardan biridir.. 

kitabın içerisinde her iki tarafında temel düşünce biçimlerini görebilmekle birlikte, osmanlı tarafının abartılı derecede üstün gösterilmeye çalışıldığı kanaâtindeyim.. her şeye karşın tarih okumayı sevenlerin bu masalımsı dille yazılmış olan kitabı beğeneceklerini umuyorum.. tek dipnotum: alevi inancına karşı önyargılar besleyen hoppa zihinler lütfen kitabı ellerine almadan önce, alevilikle sünniliğin aynı çatı altında asırlardır yaşadığını unutmasınlar.. 

kitaba puanım 10 üzerinden 7'dir.. okunması gereken bir kitap olmakla birlikte, tarihi konulara merakı olmayan okuyucunun sıkılıp 100'ncü sayfada kitabı terk edebileceği bir kitaptır.. okuyucu sabırlı olmalıdır.. kitap kendisini yavaş yavaş içine çekmektedir.. son olarak ayracıma takılanları paylaşıyor ve sıradaki kitabı okumaya başlıyorum.. sevgilerle :)

[kitap toplam 382 sayfa olmakla birlikte kapı yayınları'ndan yayımlanmıştır.]
  • "Bir kurbağa fazla uzağa sıçrayamaz!" / s.53
  • "Vuslat ayrılığın, ayrılık da vuslatın kendisi olunca seven ile sevilen aynîleşir." / s.170
  • "Seninle ben taş ile cama benziyoruz; taş camın üzerine de düşse, cam taşın üzerine de çullansa paramparça olacak şey malûmdur!" / s. 178  
  • "Her at, en son koşusunu ne zaman yapacağını bilir ve ona göre bir gece önceden hazırlık yapar." / s. 207
  • "Ve unutma, her şafak, elinde fenerle gelen bir hırsız gibidir, ömürleri çalıp götürür. Uyanık dur!.." / s.269
  • "Bir ayna ışığı ne kadar yansıtırsa yansıtsın, bir karanlık yanı elbette bulunur." / s.282
  • "Osmanlı  dünyasının tadını çıkarın, ama bir parçası olmamaya dikkat edin!" / s.289
  • "İnsanlar birbirlerine gülüyorlarsa aralarında nefret, birbirleriyle gülüyorlarsa aralarında sevgi çoğalır." / s. 296
  • "Sevgi bazen bir adın telaffuzuna gizlenir." / s.298
  • "Susuz olan elbette suya kanmış olanı kıskanacaktır." / s.333
                                                                                                                                          

günün bilgisi: alevilik; bir inanç biçimi olmakla birlikte, hz. muhammed'in (sav) "benden sonra ali gelir o benim damadımdır ve allah'ın arslanıdır" sözü üzerine halifeliğin peygamber efendimizden sonra hz. ali'ye geçmesi gerektiğine inanlara verilen bir isimdir.. ancak hz. ali halifeliğini; hz. ebubekir, hz. ömer ve hz. osman'dan sonra peygamber efendiminizin eşi hz. ayşe ve onun halife olmasını istediği muaviye ile savaşarak almıştır.. tarihte bu durum "cemel olayı" olarak geçmektedir.. o günden sonra müslümanlar peygamberimizin eşi haklıdır diyenler ve halifelik hz. ali'nin hakkıdır diyen aleviler olmak üzere ikiye ayrılmışlardır.. 

Salı, Mayıs 17, 2011

suuu!..


ne var biliyor musunuz? bazen diline kadar gelir dimağında dönen serencemin.. dişlerini tırmalar ve tam fısıltıyla yozlaşacakken yutkunacağın tutar..

ağır ağır hırıltıyla cebelleşen sözcüklerin, boğazını aşarak hızla midene doğru yönelmeye başlar.. gözlerin bir noktaya gizlenmişken, öksürmeye başlarsın ve sözcükler yeniden diline dolanır.. 

dünyanın en cebelleş işidir, midene doğru yol alan sözcükleri yeniden yoğurup, dişlerinden dışarıya süzmeye çalışmak.. ama çoğu zaman bir bardak su içmeyi yeğleriz üzerlerine.. halbuki, pek azımız için ikinci bir şansın varolacağını hep atlarız..

her neyse işte.. bana en acilinden bir bardak su lazım.. yok mu dolabınızda en soğunudan!..

                                                                                                                                          

günün bilgisi: "ekâbir" kelimesinin oldukça manidar iki anlamı bulunmaktadır.. ilk anlamı; "devlet büyükleri / ileri gelenleri"yken diğer anlamı da; "kibirli olmak" deyiminin yerine kullanılmaktadır!..
günün şarkısı: Barış Manço - Cacık

Çarşamba, Mayıs 11, 2011

püskevit açılımı!..

okuduk ettik yıllarca siyaset tırıvırıları üzerine.. netice itibariyle boru değil "uluslararası ilişkiler uzmanı" damgamız da var.. ama sorsan bi cacığa yarıyo mu? yok!.. gerçi bunda bizimde eşekliğimiz var ama iyi len böyle.. yerim politikasını!..

siyset osuruk gibi bişey arkadaş.. ağzında çıkan her söze dikkat etmen gerekir.. ama ülkemiz öyle bir ülke ki halen kel/bıyyıklı, fodul inanların gölgesinde idare ediliyor.. haliyle her güne ayrı bi malzeme çıkıyor.. 

püskevit meselesi ilk değil ve son da olmayacak.. gerçi hoş kareler bunlar uzaktan bakınca.. bunlar da olmasa yurdum insanı siyasetten büsbütün kopup iyicene kabuğuna çekilicek..  zaten geçim derdi ve bilimum hayat şartları insanların belini büküyor.. üstüne her gün yeni ve bir türlü geçmeyen "geçici vergiler" de eklenince bahçeli'nin matematiksel hesaplarına gülüp geçiyor ve uzun süredir çayımıza banmayı unuttuğumuz petibörümüz geliyor aklımıza.. sahi bahçeli de demişken, yahu bu adamın miting verdiği bir anda, rüzgar önündeki kağıdı kapıp giderse ne hale gelecek merak ediyorum!!.. 

ortalık seçim naralarına bürünürken birazcık gülelim.. annee bana niye almıyorsunuz..  bizde niyee yookkk!!

                                                                                                                                          


günün bilgisi: nemrut'un hikayesi; nemrut ordusuyla bir gün yol alırken askerlerine sinekler musallat olur.. kendi payesine de topal bi sinek düşer! bu sinek gel zaman git zaman, nemrut'un beynine kadar ulaşarak kemirmeye başlar en loblu kısımlarından.. ve nemrut bu duruma dayamaz, eline aldığı tokmakla kafasına vurarak onu kaçırmaya çalışır.. ve nitekim tokmak altında kafası ezilerek ruhunu teslim eder ;)

Pazar, Nisan 24, 2011

osuruktan teyyare..


bakınız nisan geçiyor.. bahar kendini yavaşça ılımandıracağına titretip duruyor bi tişört bi pantolon gezenleri.. anlamıyorum ki.. bu küresel zımbırtılar ne kadar daha devam eder böyle bilinmez ama, bir avuç insan, kürkseverlere atıfta bulunup analarını pek bi güzel yad ederek çıplak protestolar düzenliyorlar.. hatta kendini ağaç kesilmesin diye haftalarca ağaçlara zincirleyenler bile var.. 

sonuç.. sonuç mu? tabiki osuruk.. osuran osurduğuyla kalmakla birlikte bide kendi kokusunun içinde boğulup organizması değişiyor ve panter emelleşiyor.. bir bakıma emeline alet oluyor.. kantarın topuzu kaçmak bi yere şemsiye tersten içeri kayıyor.. haliyle insanlar artık iplemiyor yolda yatan kedi leşlerini.. her sabah burnunu tuta tuta ilerliyor işine.. bazıları da ayrı bi eksene kaymış habire karı kız kesiyor!.. haydaa ne alaka şimd!i!  sen bize hayvan mı demek istiyorsun? la gitte aristo'ya sor bunları bırak şimdi peşimi.. nerden girdik nereye kaydı konu.. çok merak ediyorum nasıl ve nereye bağlanıcak bu teyyarenin kanatları.. işalla hava basıncına denk gelmez.. yoksa kusucam şimdi..

neyse.. bakınız nisandan girmişiz mevzuya.. çiçek, böcek.. iyi güzelde anasını sittiniz len istanbul'un.. her taraf harfiyat alanı gibi.. şu koskoca sultanahmet'e cankurtaran'dan gitmek için bütün hipodrom'u tavaf etmeniz gerekiz.. oraya çekmişler bitane egzantirik tehlike bandı.. süzük turistlerde bi boklar oluyor heralde diye etrafında fotoğraf çekinip duruyorlar.. haa üstüne bide paskalya'yla lale festivali'ni de üst üste bindiren sivri zekalı yöneticilerimiz turnayı götünden avlamaya devam ediyor.. ulen turisti siteceksen böyle şeylere gerek yok.. belli amacınız turistler yolmak.. her köşe başındaki barları saat 12den sonra kapatacağınıza bırakın adamlar çalışsın.. bizde sebepleniriz arada!?!

neyse gene boka sardı mevzu.. nisan - küresel ısınma - panter emel - adi yöneticiler ve de sultanahmet.. işte bu beşgenin ne kadar ortak bir yönü olmasada bütün gün bunlara sinirlenip durdum.. bu zihin accayip bişey.. biraz sonrada neden fener yenilmedi diye hayıflanıp üstüne buz gibi bi bira içicem.. haa arada birde yoldan geçen turisleri süzerim.. bellimi olur belki yardım isterler!

                                                                                                                                           


günün bilgisi: Osmanlı Devleti'nde hiç çocuğu olmayan padişahlar; II. Süleyman, I. Mahmud, III. Osman, III. Selim ve I. Mustafa'dır.
günün şarkısı: Sad Brad Smith - Help Yourself 

resim: http://www.sadbradsmith.com/

Cuma, Nisan 01, 2011

bir nisan..

bir nisan 87.. şakayla karışık ilk pışpışla hayata nefes açmşım..

ve bugün 24'ü gösteriyor ibre.. henüz on yaşıma bile gelmemişken büyümek için sürekli çaba sarfederdim.. hemen büyümek adam olmak.. b.k vardı büyüdük!.. bedenen büyüsem de içim halen on yaşında.. halen bisiklete binebilmek, misketlerimle konuşabilmek için odama kapanıyorum.. bazen sayfa aralarından yaralı-bereli dizlerim göze çarpıyor.. sonra pantolonlarımın hepsi dizden yamalı.. 

vakt-i evvelinde "20'sinden sonrasını sayamıyor insan" demişti peder.. bir kez daha haklı çıktı.. bir kez daha..

büyümek aslında o kadar da kötü değil len.. yok kötü.. yok yok iyi.. ooff.. ne bileyim işte.. uydurmuşlar bir takvim bizde günü geldiğinde yaprak kopartıp duruyoruz.. hiçte sevmem bu konuları ama şimdilik yazacak pekte bir şey yok.. o mahkeme kararını her gün gördükçe içimden hiç bir şey yazmak gelmiyor..  ne bir satır okuyorum elimdeki kitaptan ne de başka bir cacık.. hayatımda değişen tek şey sadece yaşım.. uzun bir süredir tek düzeliğin içinde boğulup duruyorum.. yakında radikal kararlar almazsam ömrümün sonuna kadar böyle yaşamaktan korkuyorum..

sevmiyorum arkadaş sürekli çalışmayı.. ben küçücük sandalımla sabahın köründe suların koynuna atlamak ve zifiri karanlıklarda bata çıka gelen sandalımla geri dönmek istiyorum.. uzun süre elimdeki kitaba yumulup bir çırpıda bitirmek, yasaksız! dilediğince esnemek istiyorum.. 

çantamı sırtlanıp yeni yaşamlara kucak açmak, yeni güne yeni baharlara başka başka seslerin dalgalandığı sabahlarda uyanmak istiyorum.. 

çok mu istiyorum bilmiyorum ama ufacık bir kulübe, sessiz sakin bir koy, bir de sandal yeter bunlara.. ama insan ha deyince de asılamıyor küreklere.. sürekli bulutların dağılmasını bekliyor..

neyse işte.. 24'te olduk sonunda.. hayattan sadece huzur diliyorum.. ihtiyacımız olan tek şey o..

hep beraber nice mutlu sabahlara :)

                                                                                                                                           

günün bilgisi: avustralya'da kangurular'ın yenildiğini biliyor muydunuz? canlı/orjinal tanıklarından dinlediğim kadarıyla; kangurular'ın eti oldukça lezzetliymiş.. onların ana menüsünde yer alan bu hayvanın, güçlü kasları nedeniyle uzun süre pişirilmesi gerekiyormuş.. ayrıca çok masum görünen bu kangurular'ın bir çoğu öldürücü boyutlara ulaşan tekmelere sahipmiş ve son yıllar içinde bir çok avustralya'lı bu tekmelerle hayatlarını kaybetmişler..

Cuma, Mart 11, 2011

her yerde kar var..

"her yerde kar var.. kalbim serin bu gece.." diyor adamo..

o bir italyan.. fransızca şarkılarıyla nam salmış birisi.. ancak yolu türkiye'den de geçiyor.. türkçe seslendirdiği eserleri de mevcut.. eski arşivleri tararken, ne zamandır dinlemediğim bu enfes parçası çıktı karşıma.. hazır ruhospu mahkemelerin kapadığı bloglara sıkıntıyla girebiliyor ve bi cacıklar karalayamıyorken kulaklarınızın pası silinsin.. afiyetle dinleyiniz..

sıcak.. bol güneşli.. mutlu yarınlara..

                                                                                                                                           

günün bilgisi: sirius; diğer adı akyıldız olan bu yıldız gök yüzündeki en parlak yıldızdır.. çıplak gözle bakıldığında (gündüz bile) tek bir yıldızmış gibi görünsede, aslında iki parçadan oluşan bir yıldız tayfıdır..
günün şarkısı: Adamo Salvatore / Barış Manço - Her Yerde Kar Var

Pazartesi, Şubat 28, 2011

insan dediğin..


günler, bir öncesinin kopyasını teşkil etmekten öte gitmiyor bu zamanlarda.. bazen bırak pantolonunu değiştirmeyi, aynı tekleme çoraplarını giyiyor insan.. erinmekten mi? yoksa nesneye bağlanmaktan mı? adını konduramadım henüz.. oysa giyilmemiş ne çok temiz çorap var..

...gidilmemiş ne çok yol.. aynı yolları defalarca arşınlamaktan ayaklar kendisi sürüklenir oldu kaldırımlara.. kestanecilerle simitçiler de olmasa insan kafasını kaldırıpta bakmayacak, bir çift gözün ardına kadar gizlendiği suretlere.. 

sürekli telaşlı kalabalıklar geziniyor etrafta.. hep bir yerlere yetişebilmenin telaşı.. tramvaylar tıka basa yolcu dolu.. tek atımlık nefeslerin oluşturduğu buğu deryasından dışarıyı göremiyor insan.. herkes bir noktaya kilitlenmiş ineceği durağı bekliyor.. kimse göz göze gelmek istemiyor..

yolları kesişen kaçamak bakışlar kızarıyor ansızın... sonra gözler camdan dışarılarda bir şeyler aramanın telaşına düşüyor.. ve en sonunda da normale dönüyor kızartılar.. bir müddet sonra diğeri iniyor ve öbürü ardından bakıyor tren uzaklaşana kadar.. sonra bir yenisi başlıyor.. şu kel amcanın sola yatırılmış saçları oyalıyor belkide bir kaç durak.. ve en sonunda da inme zamanı geliyor.. 

ağır aksak inilip karşıya geçililyor.. eller ceplerde, anlamsız düşünce balonları yanıp yanıp sönüyor zihinde.. düşüncelerinden kahkaha atarak geçip yiten turistlerin sesiyle uyanıyor.. köşeyi dönerek, yoğun istek üzerine yayınlanacak olan tekrarı beklemeye koyuluyor..

                                                                                                                                           

günün bilgisi: bermuda şeytan üçgeni olarak adlandırılan bölge atlas okyanusu'nda yer almaktadır.. bu ügenin köşelerinde; bermuda, florida'da ki miami ve porto riko'da ki san juan bölgeleri bulunmaktadır.. bölge gizemini; yok yere kaybolan uçak ve gemilerden almaktadır..
günün şarkısı: Nightwish - Sleeping Sun 

görsel: BangkokImgHeader

Cumartesi, Şubat 12, 2011

ruhu osuruklanmak!..


çok soğuk vuruyor kulaklarıma..  şubat.. çok sıkıcıdır bu ay.. hiç iyi gelmez bana.. iyice kabuğuma hapseder beni.. ruhum daralıp burnumun deliklerinden çıkacakmış gibi olur hep..

olurya bazen.. midene yumruk yemiş gibi.. içinde bir şeyler ezilir, kusma nöbetine koşar gibi.. ya da sol böbreklerine usul usul vuran serinlik, vücudunu tırmanarak başına sirayet eder..  baş ağrlısıya karın acıkması arasında bir duygudur işte..

kıçta tutamadığın osuruk kıvamında gelir.. ha pırtladı ha pırtlalayacak derken sakinleşmiş bulursun kendini.. tıpkı toprağı delercesine gün ışığına uzanan tohumlar gibi.. hani bahar geliverse.. ah biraz daha sabır dersin her köşebaşını dönerken...

bu dönem tam bir felaket gibidir aslında.. bir yandan sürekli uyumak isterken bir yandanda sürekli bir şeylere odaklanmaya çalışır insan.. ama boş gözlerle bakıp durur etrafna.. tam bir aydır tek sayfa çeviripte okumadım elimdeki kitaptan.. şah sultan, nah sultan oldu anlıycanız.. bilmiyorum ne zaman biter.. hiç hayra alamet değildir bu.. zira deli gibi inatçıyımdır bir kitabı bitirmeden ötekine zıplamamaya.. ama birini bırakıp ötekine atılır buldum kendimi.. sonra yüzümü yıkadım..

gözlerimi devirip aynaya bakınca ruhumun osurduğunu fark ettim.. siyahımsı toz bulutları yükseliyordu sağa sola.. kokusuz ama stephen amcanın umacıları kadar korkutucu.. hani koşmaya çabalarsında sürekli ayakların birbirine girer.. kaçamazsın.. kovalanır durur en sonunda da kanter içinde sıçrarsın uykundan.. işte öyle bir durum.. ama ne yazık ki bu kara tortular henüz uykumdan sıçratamadılar beni..

çok sıkıcı bir yazı oldu sanki ama olsun.. biraz daha iyi gibi oldum sanki.. ne kadar zaman geçmiş iki satır yazmayalı.. ne kadar okunacak birikmiş bloglarda.. bir yerden başlamalı artık.. umarım baharla birlikte o derin uykumdan uyanabilirim yakında.. yoksa çok felaket sıkıcı, bir o kadarda osuruktan günler devam edecek...

                                                                                                                                            
 bu yazı,  osurmanın derin tarihi içersinde kokudan boğulan KURŞUN KALEM'e ithaf olunur.. umarım, bu osuruktan yazı geciken mim'ine bir nebze de olsa cevap olmuştur :)

günün bilgisi: mariana çukuru, dünya üzerindeki bilinen en derin noktanın adıdır. bu bölge büyük okyanus'ta, japonya ve endonezya arasında kalan bölgede yer almatadır. derinliği 11.033 metredir.
günün şarkısı: The Pretty Reckless - Make Me Wanna Die   / alternatif

Salı, Şubat 01, 2011

eh barış abi..

aşk olsun.
 
sen hatırıma gelince nutkum tutuluyor barış abi.. eşek kadar oldum ama gözlerim kızarıyor ilk günkü gibi.. sensiz şarkıların tadı yok be barış abi.. halâ çevirip çevirip dinliyorum dağlar dağlar'ı, gülpembe'yi ve her an ıslığımdasın yürüdükçe, hava ayaz mı ayaz.. ellerim ceplerimde.. bir türkü tutturmuşum duyuyorsun değil mi barış abi  :/

nane.. limon kabuğu.. ha ha ha ha bin derde deva geliyor, biraz daha sabret güzelim.. ha ha haa happşuuu.. biliyomusun barış abi, anaannem hep bunu söyler mutfakta.. belki inanmazsın yeminle bak.. çok seviyor seni.. çok yaşa barış abi çoook..

biliyomusun barış abi, kol düğmelerinin sadece ilikli olduğunu zannederdim hep.. sen bana onların tokalı da olduğunu ve mini mini kutularda yıllarca saklanıldığını öğrettin.. bütün hikâye bu, iki küçük kol düğmesi be barış abi..

sen gittiğinde 11 yaşındaydım barış abi..tam 12 sene geçti ve ben halen 11 yaşındayım.. zamanım durdu barış abi seninle birlikte.. ben hep çocuk kaldım.. en azından içimdeki çocuk büyümedi hiç.. hep aynı kaldı.. halen, her sabaha bayram sevinciyle kalkıyor.. annesini hiç üzmüyor.. dişlerini fırçalıyor.. hatta ön koltuğa hiç oturmuyor..

barış abi gene gözlerim tuzlandı.. burnumu çekiyorum sürekli.. ama yüzüme kondurduğun o minicik tebessüm hiç kaybolmayacak adını her andığımda.. çok özledim be barış abi..

seni oğluma adını verebilecek kadar çok sevdim be barış abi.. ne olurdu oğlum olana kadar bırakmasaydın beni.. biliyorum, zamanı gelince kulağına birlikte fısıldayacağız.. ama söz ver bana barış abi; onu da adam edeceksin..

                                                                                                                                           

günün bilgisi: barış manço'nun hafızalarımıza kazınan japonya konseri'nde, seslendirmiş olduğu "kara sevda" adlı parçaya, elinde türk bayrağıyla eşlik edip, salonda heyecan kasırgası estiren kişi; soka üniversitesi rektörü olan daisaku ikeda'dır.. bir çok insan o coşkulu kişiyi japon devlet başkanı zannetse de işin aslı budur.. 
günün şarkısı: [TIKTIK]

?

Fotoğrafım
İstanbul, Tokat, Turkey
ben sezer; klasik uygulamalı, güdüsel bir hamle sonucu, anında dünyaya gelip, henüz olunmayan bir pratiğe zorunlu olarak itilmiş, nüfusa ilave bir insan..