Pazartesi, Haziran 21, 2010

Dişin Ardını Göremeyen Senfoni

Yüzünde çocukça bir şaşkınlık ve aptalca bir heves vardı. Bir şeyler söylemek istiyor, dudaklarını açıyor ve ağzından sadece böğürtüler çıkıyordu.

Boğazına oturan yumruğu suyla geçer sandı önceleri. Her yudumda boğazının saydamlaştığını görmek, kuş pırıltısına çeviriyordu korkularını. Korkuyordu ama neden? Yumruk muydu sebebi. Yoksa yüzmeyi mi bilemedi küçük dili.

İki yeksan radarının feri çoktan sönmek üzereydi. Ya buğu bağlamış optiklere ne demeli! Artık çıkarıp fırlatmanın yeriydi bir türlü bitiremediği kitabının ardına. Zira daha fazla dayanamadı ve ellerini başının ardına kenetleyerek taze uykuya uzandı.

Hafiften puslar içerisinde salınarak ilerliyordu perde gerisinde. Bir elinde papatya diğerinde dilekleri... Zira başka türlü dökülemezdi dilinin esareti. Neye fal açılmadı ki, vurmayan lotolar mı dersin yoksa dokunamadığı sayısız gamzeler mi... Sonra, yoksası yok düşün. Sadece elinde kalan; beyaz tortular ve geride bıraktığı 41 numara çamur izleri...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yok mu 0.7 ucu olan?

hiç fark etmez aslında 0,5 yada 0.9 olması..

orta kara olsun diye 0.7..

şayet kalem traşınız varsa, o da fena derecede iş görür :)

neyse işte, korkma.. yaklaş!..

?

Fotoğrafım
İstanbul, Tokat, Turkey
ben sezer; klasik uygulamalı, güdüsel bir hamle sonucu, anında dünyaya gelip, henüz olunmayan bir pratiğe zorunlu olarak itilmiş, nüfusa ilave bir insan..