Çarşamba, Ekim 27, 2010

ladies and gentlemen : RIFKI !

evet sayın seyirciler.. işte karşınızda birbirinden artistik patinaj pozlarıyla çakal RIFKI!.. kim ola ki bu dümbelek diyebilirsiniz.. ancaak şunu belirtmeliyim ki günümün geniş yelpazesini bu çakal kaplıyor.. haylaz mı haylaz ve bi o kadarda tembel!.. bulduğu ilk fırsatta uyukluyor.. bazen bi kaç saat ortalıktan toz oluyor.. artık ne yapıyosa! geldiğinde tokmakla uyandıramıyorum.. hem sonra bu şebek ellerimi paramparça yapıyo mıncıklarken.. olsun lan sevildiğini biliyo şerefsiz.. neyse bu kadar yeter.. zaten resimleri görünce bu çakalın normal bi kedi olmadığını anlıycaksınız.. haa son bi şey daa bu çakal daha 8 aylık bile değil!..







Pazartesi, Ekim 25, 2010

huyuna ekmek banayım..


huy dediğin çeşit çeşittir.. kimi yatmadan önce son bi rutin kontrolleri yaparken yarım saati devirir evin içinde.. yok pencereyi kapadım mı acaba.. kapadım ama kolu çevirdim mi ki.. yok kapının sürgüsü döndümü.. acaba banyonun lambası açık kaldı mı? filan işte.. 

kimisi de tv izlerken ayaklarıyla gözüne takılan yazıları taklit etmeye çalışır! naçizane ne melem olduğunu bilmediğim bu dertten muzdarip değilim aslında ama uzaktan bakınca pek bi komik duruyo lan :D geçen gün annem söyledi "oğlum o ayaklarınla neydiyosun öyle, dur iki dakkada filmi izleyelim!" şeklinde.. tamam ben bazen farkına varmıyorum ama her nereden komut alıyosa kebeş ayaklarım, parmaklarına kalem tutuşturulmuşçasına alt yazıları ve duyduğu anlamsız sözcükleri takıntılı bi hissiyatle çala kalem serpiştiriyor havaya.. bilmem anlatabildim mi?

garip huylarım ben keşfettikçe saçılıyor bir bir ortalığa.. bunuda geçen gün fark ettim.. aslında ne yaptığımı biliyorum ama farkında değilmişim.. böyle kıvrımları olan şeylere canlıymışçasına acıyor ve onların kaşındıklarını düşünüyorum.. mesela bir duvarın köşesi hele ki üç köşesinin birleştiği yer! tırmanıp kaşıyasım geliyor.. acıyorum duvarın haline.. daha bi açıklayıcı olsun mabında bi örnek daha vereyim.. farz-ı misal bir gitar var elinizde.. onun bu kıvrımlı köşelerine toz filan sıvanır zamanla ve etrafını silsenizde o bölgeleri tortulanmış gibi kalır.. işte ben bu noktada onların birer canlı olduğunu düşünür ve acınası gözlerle kaşındıklarını varsayarım.. hemen tırnaklarım haşır huşur bütün tozları kaşıma merasiminde yok ederler..

işte böyle.. cansız nesnelere karşı hep bu gözle baktım/bakıyorum.. dilleri yok ki söylesinler..  ya sahiden kaşınıyorlarsa!..

resim: milliyet

Cuma, Ekim 22, 2010

öf be cimbom..


canım fena halde sıkkın cimbomun bu hallerine.. senelerdir hiç bi maçta üç pası üst üste yapamayan bi takım olur mu? buna ek olarak futboldaki ülke olarak toptan çökmemizi de eklersek, bi futbol delisi olarak futboldan bi haberim ne zamandır!..

bakınız bu hafta fenerle derbiye çıkıcakmış bizimkiler!.. ulen ne derbisi.. derbiliğimi kaldı.. arada bi kazanır takım dediğin.. her sene 6 puanı vermekten, üstüne üstün bi de kevgire dönmekten bıkmadılar.. daha şimdiden olası facianın söylentileri dönmeye başladı ortalıkta.. iddaa bile fenerin kazanma oranını 1.50 olarak belirledi!.. artık laf tükenmiştir bu noktada.. ne söylense boş.. cimbomu sıradan mahalle takımı haline getirenlerin alayına düğün alayı girsin!!.. maçtan bi beklenti içerisine girebilme ihtimali inanın ki sıfır!.. maça çıkmayın 3-0 hükmen mağlup olun geyiklerine içten içe katılıyorum!.. 

ulen nolur nolmaz.. bakarsın yenerler feneri.. zaten yenecekse de böyle saçma sapan bi halde yenerler..  herkesin fark yemesini beklediği, abuk sabuk futbolculardan kurulu bi takımla ihtimalsiz ama ya tutarsa işte.. ne suçu varsa reykartzampara da şutlandı! hagi geri döndü bi de üstüne.. tugayla iyi bi ikili oluştururlar da bakalım fenere süpriz yapabilecekler mi.. oynatalım görelim! 

skor tahminim FB:5 GS:2!

Perşembe, Ekim 14, 2010

zödöf..


gizli ve yeşil yosunlarla kaplı, çatlaklar içinde saklı.. güneşin az ve gölgelerin uzun olduğu yerler..

gölgesine sıvandığın dallarıyla güneşi selamlamak vardı gizimde.. hamak filanda istemez.. varsın karıncalar gezinsin vücudumda.. yeterki yapraklardan süzen damlalar yüzüme düşsün..

küçükten hayalimdi sessiz bi koyda ufacık bi kulübe ve de ufacıktan bi sandal.. balıklar için kovalara gerek yok be olum ne çıkarsa martıların olsun.. yeterk ki yüzümü esmerleten güneş olsun.. çok şey mi istiyoruz lan hayattan.. sessiz sakin bi koy vardır elbete.. bize düşer mi acaba küçük bi parsel.. naapsak acaba.. belediyeye filan mı yazılsak.. yoksa gözünü kapadığında yaptığın kaçamaklar yeter mi? 

ah be ah ulan.. şimdi mis gibi güneşin ısıttığı çarşaf gibi denizin ortasında suların hışırtısını dinlemek vardı.. haa belki çişini getirebilir bu durum.. olsun lan ne var çıkarır septirisin denizin orta yerine.. amaan koy zıbınına rahvan gitsin.. haa unutmadan eşeklik yapmassak heralde elimize olta neyin alırız di mi? yok fa sol la si.. ııhhhııhhı osuruğum geldi kaç kaç..

ulan gene boka sardı yazı.. gene çiçek böcek başladık ama devamı gelmedi.. ben beklerdim ki bi kurbağaya bi prenses parmak filan atsında eşeğe dönüşsün.. ya da rapunzel gacısına inat keltoş bi hatundan sırım sırım saç dökülsün.. ama olmuyo bu aralar.. ilham cacıkları mı ne, her ne zıkkımsa işte, bu aralar semtime uğramaz oldu.. ulan iicene topane berduşlarına bağladık işi.. neyse biliom seninde ruhun osuruklandı.. hemen kaç burdan, bi kaç yüz dakika uğrama..

haaa, cuma'ya gittim gelicem!

resim: anonim..

Pazar, Ekim 10, 2010

10.. 11.. vee 12.. tıp!


zaman kavramını yitiriyor insan dalınca.. şöyle bi düşününce geriye doğru, ne çok yaşamışız ulen.. hani adette yerini bulsun kabilinden bugünde farzı misal 10.10.2010.. ee nolmuş!.. ebenin zurnası olmuş.. herşeye osuruk bulaştırmasan olmaz dimi.. bak, bilmem kaç yüzbinmilyon baloncuk yıldan bilmem her ne karın ağrısından akrabalarımız olan mayagillere göre tarihin sonu geliyor!!

efenim bu mayagiller 21 aralık 2012'yi tarihin sonu olarak addetmişler.. yani ozaman takvimleri doluyor.. bi bakıma aşırı fantezik zihindeler, bu vakt-i ne velemi kıyamet olarak bızırdar tıs tıs, hem de osuruk tazyikine bulanmadan direk cır cır merasiminde.. ulen süzük, madem dünyanın sonuna 2 yıl gibi bi süre kaldı, şu garajdaki bi kaç arabanın ahahtarını ve de boğaza nazır bi kaç şirin kulübeciği bana versene.. takılayım kopana kadar filminiz.. bak söz bi cacık olmassa kol saatimi hibe edicem size.. ancak kol saatini alırsınız bu abuk tırıvırılarınızla..

yok şu ordan buraya dönünce gelgitin hızı saate 3 biskrem tadında sızarak ırmakların debilerine alüvyon bırakıcaklarda.. yok buzlu oralaletin bardak yüzeyine yapışan portakal tanecikleri, bulaşık makinenizin mine tabasına zarar vereceğinden calgonla tütsü yapıcakmışsınızda.. yok iş bu mektubun, tarafımca yalandıktan sonra dudaklarıma sinen tutkal tortusuna tiryakiliğim, üçbinsekizyüzonaltı gün sonra kansere yol açabilirmişte falan filan işte!! ne iştir ulen bunlar.. millet neyin derdine düşmüş.. özel günler, özel haftalar.. yerli malı haftasına kakakola sızdırmalar filan.. ulen hakketen çivisi çıktı bu dünyanın.. bari üçyüz yıl daha sıkayımda dişimi, ışınlanırız nasısa bi başka foseptiğe..

10.10.2010.. darılma kardeşim, senle bi alıp veremediğim yok.. ben sadece içime yuvalanan ve habire osuran saçmalıklarımı kusmak istedim.. bu da sana denk geldi.. yapçak bi şe yok.. insan arada bi saçmalar.. ama arada bir..

(ha bi de şu yukardaki takvimden nası böle bişe çıkardılar helal olsun adamlara..)

resim: coachpack'ten alıntıdır..

Perşembe, Ekim 07, 2010

bezgin bekiradze..


fena derecede usanç hakim gündüzlerime.. hemen gün geceye kavuşsunda ardından hayâl deryasına kucak açayım istiyorum.. hani o yorganın sıcağıyla titrerken bedenin, derinlemesine dalarsın tatlı düşlere.. henüz zihnin uykuya yenik düşmeden içten içe ısındığını hissedersin..

garip bi sıkıntı var işte içimde.. hani zihnin bulanır, midene kramplar girer falan filan.. sürekli bi kussamda rahatlasam gibisinden telkinler alttan alta kabararak yükselir içinde.. herkes, on üçünde, on beşinde, on sekizinde ve de yirmilerin her ardında yaşamıştır bu sorunu.. aslına bakarsanız bu  sorun halen güncelliğini korur yaşın doksanları aşsada!.. çünkü asıl sorun düşünülmeyenin düşünülmesidir!.. 


ne var ki len bu kadar düşünecek diyebilir osuruktan nağmeler.. ancak şu varki düşünmeden de edemiyor bu dimak denen sonsuz... e...ee... sonsuz bir şeyler işte.. ne bileyim lan sallıyorum öle.. çokta ciddiye almamak lazım aslında lan.. baksana herkes halinden memnun.. ulan bi düşünsene, şimdi yirmili yaşlarda olsan, bi de bakıcan otuzu devirmişin.. ardında kırklar, elliler.. heyyyoo noluyo lan böyle.. yaş ilerledikçe saçlara bişeler oluyo.. ne ki acaba bu böyle.. ilk kez yaşıyorum böyle bişeyi!!.. yuh öküz başka ne olucaktı.. heralde ilk kez yaşıcan.. sen dejavumusun.. pardon.. neydi o tırıvırı.. hani yeniden doğucamda papaz olucam filan.. hahh.. reankarnasyoooon!.. sahi lan ne melem bi dünyadayız böyle.. içim turşu küpüne döndü akşam akşam.. ne gerek var lan böle absürtten teyyare şeylere kafa yormaya.. sonra bi bokta anlattığımda yok hani :D

ne diyoduk.. hahh hayat!.. hayat gölgelerin ardı sıra sürüklenmekten başka bi cacık değildir.. onçüün.. (lan ne acayip zihin bu arkadaş.. dekoder gibi.. şimdide en alakasız yerinde pop stardaki o kazma geldi aklıma.. ve tabi ki de armağanda!) ye, iç arada bir de zıçtınmıydı tamamdır bu iş! başka şeyler istersende onlar ekistraya girer canım.. hesap fena kabarırda ödeyemessin pamuk tıkandıktan sonra!..

resim: leman'dan alıntıdır..

Pazartesi, Ekim 04, 2010

serçe ve kar..


yekten uzun bir sessizlik vardı.. kovuğunda kıvrılmış, paçasına sinen yavrusunun sıcaklığıyla dışarıyı gözetlemekteydi..

ince gagasını bir ileri bir geri sürekli tereddütle sokup çıkardı yuvadan.. kar beklediğinden önce bastırmıştı.. üstelik yavrucak daha uzun uzun baharı soluyamadan.. böyle giderse ikiside açlıktan kırılacaktı..

serçe, sonunda kararını verdi ve kamikaze dalışa geçti kovuktan dışarıya doğru.. yavru serçe, ciyak ciyak iniltileriyle uğurladı annesini umuda.. soğuk öyle yumuşak ve acısız geliyordu ki yüzüne, bu olsa olsa ölümün tiz sessizliği olabilirdi..

titrek kanatlarını hızlıca çarpıştırarak ilerlemeye başladı.. önceleri gözü pek bir şey seçemedi.. zira beyaz okyanusa alışması için biraz zamana ihtiyacı vardı.. yavaş yavaş bir takım görüntüler dolanmaya başladı dimağına.. gittikçe aydınlandı ortalık sonunda..

dallara çarpa çarpa sonunda gözleri alıştı beyaz mezarlığa.. şimdi önünde tepesi çiçekli ve yapraklı bir ağaç belirdi.. sonra biri daha.. ve biri daha.. bir sürü ağaç..  ağaçların ardı sıra uzanan, uzunca bir yola doğru koyuldu serçe..

dibe doğru yaklaştıkça gün ışığından daha güçlü bir ışık sarmaladı her yanını.. sonra yol yaklaştı ve her yanını çayırlar kapladı.. göz alabildiğine..

beyaz örtünün altından yükseliyordu inatçı bitkiler.. kimsinde halen arı vızıltıları seçilebiliyordu.. gagasını topraktan yana savuran serçe, ne çıkarsa bahtıma diyerekten, eşelemeye başladı.. bir süre sonra gagası tohumlarla doldu taşdı..

dönüş yolunda bütün enerjisini harcayarak ilerledi.. uzayıp giden çayırların ardından, düzgünce sıralanmış ağaçların arasına girdi.. gözleri bir anda kamaşsada bir süre sonra alıştı ve ortalardaki bir ağacı hedef aldı kendisine.. bir ağaç mı yoksa bir çalılıktan mı ibaretti? anlayamadı pek.. topraktan göğe doğru yükselen gölgelerin ardı sıra kovuğun ağazına kadar geldi ve telaşla yavrusunu aradı.. böylece yıllar ya da saniyeler geçti.. ilk pırıltıyı işiten yavrucak, son bir gayretle iç parçalayıcı iniltilerini duyurdu annesine.. yavrusunu bulan serçe, gagasında taşıdığı ve kursağına inen bütün tohumları bir çırpıda yavrusuna nakil etti..

yavrusunu kaybetmekten korkan serçe, kursağının inmesini beklemeden yavruyu kaptığı gibi göğsünün altına aldı.. ve öylece karanlık kovuktan dışarıya doğru iki çift göz, lapa lapa yağan kara odaklandı kaldı..

resim: christian testaniere


?

Fotoğrafım
İstanbul, Tokat, Turkey
ben sezer; klasik uygulamalı, güdüsel bir hamle sonucu, anında dünyaya gelip, henüz olunmayan bir pratiğe zorunlu olarak itilmiş, nüfusa ilave bir insan..