Pazartesi, Mayıs 24, 2010

uluslararası çelişkiler! - II

uli.. fotokopi cenneti dersler!.. derslerin kenara itildiği, yalnızda vize - final döneminde fotokopi kuyruğuna girilerek geçilebilen enterasan da bi bölümdür ayrıca.. sahi fotokopilere yedirdiğim parayla yemin olsun bi tane daha bölüm bitirebilirdim :p ama uli'nin size sağladığı boşluğu başka bölümler nadiren sağlar.. zira fırsatlar değerlendirilerek ülkenin hatta ülke dışının çeşitli yerlerini arşınlayabilirsiniz.. kimbilir belki de emekli olduğunuzda çift baskı fırsatı bidaha gelir!

biz şimdi mezuniyetten sonrasına dönelim.. zira sayılı gün tatlı da olunca çarçabuk geçiyo.. mezunların abartısız %90'ı bankacılık sektörüne yönelir ki bankacılıkla gördüğümüz eğitimin hiç bir alakası yoktur! iktisada giriş + uluslararası iktisat derslerini saymazsak bu alanla alâkalı hiç bir bilgimiz yoktur mezun olduğumuzda.. hoş bunlarında bi işe yaradığı söylemez.. sahi
be ne iş yapıcaz olum biz.. biz meslek eğitimi almadık aslanım.. ne okuduk ozaman biz.. elçimi olucaz şimdi bi söylesene.. dışişleri danışmanı yaparlar mı acaba bizi? hee yaparlar.. ama mezunların sadece %1-2 si bu hazza nâil olabilir.. oda çok meşakkatli yollardan.. önce kpss maratonunu atlatıp mülâkatlarda üstün bir yabancı dilinizin (pardon dillerinizin!) olduğunu ispatlamanız ve kendinizi eksiksiz yetiştirmeniz lazım.. hoş bizim ülkemizde kim kendi işini yapabiliyoki.. baksanıza AB danışmanı bile olunamayan bi bölüm yaratılmış ülkemizde ki adı uluslararası ilişkiler! peki kimler olabiliyo? açılan kamuoyu bildirgesinde alımların inşaat mühendisleri, iktisat, muhasebe ve kamu mezunlarından yapılacağı açıklanıyorsa fazla söze gerek var mı ki? peki napıcak bu uli mezunları? kpss denenmesi gereken ilk yol gibi.. ama üniversitede aldığınız eğitimlerle kpss size maç başlamadan 3 gol atar! zira hiç bir ulici şanslı değilse! muhasebe, işletme, matematik, ekonometri, istatistik ve bilımum kpss trendi
dersleri görmemiştir üniversite hayatında.. kpss için bunlara özel olrak yoğunlaşması gerekmektedir.. eğer ki düşünüyorsa! geriye ne kalıyo peki? bakın samimi bişey söyleyeyim.. uli mezunlarının %75'i yazı yazmaya meraklıdırlar.. ve aralarında keşfedilmeyi bekleyerek saçma sapan mesleklere yönelerek körelenler had safhadadır.. ulicilerin nadiren yöneldikleri alan gazetecilik veya reklamcılıktır.. fevkalade bu meslekleri yapabilirler hemde mutsuz olmadan.. yaratıcı ulicilerin denemesinde yarar var bu meslekleri.. yoksa bi şirket gelipte gel bizim ceo'muz ol al sana bu kadar maaş.. kahve istermisin demez!..

yolun başında ki ulicilere tavsiyem bölümlerini +1 bölümle pekiştirmeleri ve o olanda uzmanlaşmayı seçmeleridir.. aksi halde piyasanın kurtlarla dolu olduğu bi düzende bi ulici olarak ne iş yapacağınızı düşünmek için
mezuniyetten sonra sayısız yılınız olur! benim şahsi tavsiyem 2. üniversite hakkından yararlanıp 2 yıllık olan "dış ticaret" bölümüne yolun ortasında yazılmanızdır.. hem dersleri kolaydır hem de uli okurken göremeyeceğiniz muhasebe, işeletme ve matematik gibi dersleri birazda mecburiyetle halletmiş olursunuz.. hemde mezun olduğnuzda çift diplomayla ödüllendirilisiniz.. ha bu arada erkekler için askerlik tam bi baş ağrısıdır.. mezun olunca sektirmeden gidip aradan çıkarsınlar.. zaten iş bulmak biraz sıkıntılı adamların eline bi koz da siz vermeyin..

"uluslararası çelişkiler - I" için tıklayınız.. 

Cumartesi, Mayıs 22, 2010

uluslararası çelişkiler! - I

lafa nerden girmek lazım bilemedim şimdi.. her gencin, en azından içini
geciktirmeyenlerin, hep bi ideali olmuştur hayatta.. farz-ı misal; büyüyünce pilot olucam.. hatta uçak!.. doktor, mühendis, öğretmen.. bla bla bla.. ki hatta baba olucam diyenlerde azımsanmaz anneciliğe nazaran.. her basamaktan sonra yeni bi adım atılması grektiğini hayatın kendisi öğretir zaten.. ona bi rehber istemez.. ve lâkin işin başında kafasını kaşıyacaklar varsa tecrübe konuşuyor iyi dinlesinler!

efenim uluslararası ilişkiler; kendisine ait münhasır ekonomik ve de sosyal bölgesi olan enteresan bi bişeydir işte.. bitirenler "uluslararası ilişkiler uzmanı" ünvanına kavuşurlar ki havasından başka pekte bi işe yaradığını görmedim daha :p çoğu insan bu bölüme yönelirken adının gösterdiği işveye kanarak, biraz da gazlamalarla hatalı adımlar atmışladır.. evet okunabilecek en zevkli bölümdür.. evet amerika ırak'a 
girdiğinde demokrasi kelebekliğinin ne kadar ömrünün olduğunu siz binbir çiçeğe konarak vızlayabilirsiniz.. evet mezun olduğunuzda, genel kültür olarak, alâkanıza göre kendinizi yüzle hatta bin küsürle çarpabilir, yetmezse bi o kadarda ekleyebilirsiniz.. evet bu bölümü bitirerek kendisini yetiştirenler çok çok iyi yerlere kapak atmışlardır.. ancak bunların gerçekleşmesi için verilen dersleri züttür edip tamamen dile yönelmeniz gerekmektedir.. zira üniversitede verilen ortalama bi uluslararası ilişkiler derslerinin tamamını iki yıl, çok sıkarsanız +1 yaz okuluyla verebilmeniz mümkünken, dört yıla yaydırılmış ve birbirinin kopyası olan dersleri döndüre döndüre size çakmaktadırlar osmanlının yağlı makascı iç oğlanları gibi!

bölmün en temel dersi siyaset bilimi olmakla birlikte neredeyse on çeşit varyasyonla karşınıza çıkar dört yıl boyunca!.. yok siyasi düşünceler tarihi.. yok çağdaş siyasi sistemler.. hatta dış politika'nın envayi türevi :Q bla bla bla.. dersler monoton bi öğretiden ziyade hep bi tartışma içersinde geçer ki mezun olanların yönelmek istedikleri ve de cesaret etmekte tereddüte düşdükleri favori alan siyasettir..
bi başbakana fazlasıyla, çokta yakışır mesela uli mezunu olmak! neyse işte durum bölyle gibi biras.. birbirinin kopyası dersleri sağdan profil.. soldan profil çakarlarken, siz bitirilmesinin en kolay olduğu bölümün farkına varırısınız.. bazı kazık royaltesi yüksek hocaları saymazsak 4+1+1 yılda kolayca bitirilebilir.. ama bizim başımızda ki gibi idare hukuku belası sarılırsa başınıza bu en son +1'iniz 3'leri hatta 5'leri bulabilir!.. burdan "kalabalık" hocazadeyi de sevgiyle yâd ediyorum.. idare huku demişken siyaset biliminin uzanamadığı yerde hukuk türevleri çakılmaya başlanır haberiniz olsun ;)

Cuma, Mayıs 21, 2010

bursaspor..

bursa gerçeği küme düştükleri bir beşiktaş maçının ardından randımanlanmıştı.. sil baştan ayar verildi dinamolara ve demire gereken kıvamında suyu verilerek dövülmeye başlandı.. lige döndüler ve timsah adımlarıyla sinsice gelişme gösterdiler..alt yapıdan genç yetenekleri birer birer piyasaya sürerek potansiyallerini gösterdiler..
nitekim önce gençlerbirliği, antepspor ve devamında da kayseri ve sivasspor'un açtığı ateşli yoldan su fıskiyesiyle geçebilmeyi başardılar ve trajik bir son haftanın ardından rakipleri fener'i kaosa sürükleyerek ihtilâli 26 yılın ardından yinelemeyi başardılar.. hemde alınlarının teriyle.. burda fenerbahçe'nin kabusu olan tranzon'a da bi parantez açmak gerek.. hele ki onur'a! paranın herşey olmadığını gösteren yüreklere sağlık..

bursaspor'un şapiyonluğuna fener ve diyarbakır'ın dışında herkes sevindi..  neden acaba!  burnunu götünden büyük görmenin bedelini herseferinde göt olarak ödemek zorunda kalanların eziklik içersinde debelenmeleridir acabası..

bir adam vardı kapı dışına atılan.. el üstünde zıp zıp gelmişti halbuse kayseri'den beşiktaş'a.. ne olduysa liverpool hezimeti sonunu getirdi.. önce kırık olan tek bacağa arkada ki sol bacakta eklenince sendelemeden çöküverdi sandalye.. ve ayağı kaydırıldı çok sevdiği beşiktaştan.. ama adam gibi adam ertuğrul sağlam!.. ve kimileri zaferini küçümsercesine ilk adımlarında küçük takımların büyük hocası olarak gördü onu.. beşiktaş bi kaç gömlek büyük gelmişmiş.. büyük bütçeli takımlarla, yıldızlarla uyuşamazmış filan da  peh peh.. gıdıklanmaya başladım gene sadrazamın sol yanından! istikâmeti bursaya çeviren sağlam, oynattığı karakterli futbolla alkış aldı.. mucizevi değişiklerle kritik puanlar kazandırdırdı takımına.. mesela akla ilk geleni; 2-1 geride oldukları beşiktaş maçında forvete defansta oynayan kaptan ömer'i alarak herkesi şaşkına çevirdi.. ne yapıyor bu adam dedirti.. ama sadece bir kaç dakika sonra ömer'in hazırladığı pozisyon ve gool.. ve ardından zapo! sağdan gelen ortaya bi kafa çaktı ki ertuğrul ve feleği şaştı  boğaz ayyaşlarının.. sen beşiktaş'ı içerde dışarda yen, cimbomu evinde harca deplasmandan beraberlikle dön.. rakibin fener'i deplasmanda harca.. ondan sonrada şampiyon olma.. olucak şey değildi.. zaten olmadı da..

vel hasıl kelâm bugünden başlanan bursaspor'u küçümseyen sözde taraftarlara geçmiş yıllarda ne yaptıklarını sormak lazım.. neymiş vay efendim avrupa'da ne yapacaklar sıfır çekip dönerler.. sivas'ı gördük bunlarda seneye kümeye oynar.. zaten herkes bursa'ya yattı! evet fener dahil 17 takım yattı bursa'ya ve şampiyon yaptılar!
la bebeler fener sıfır çekip geldiğinde avrupa takım ımıydı, türk takımıydı o da.. cimbom çamurda debelenip tromsö'ye elenince trafik kazası geçirdi dediniz.. avrupadan elenince hep bahaneler hazırdı.. hakemler! zaten tek avuntuları(mız) 10 sene önce alınan bir uefa kupası ve süper kupadan ibaret.. gerisi hikâyedir.. dökülen paralar ortadayken ağzını hiç açmamamsı gerekenler susmayı beceremezlerse gelecek yılda sonuç değişmeyecek ve belkide sıranın kendisine geldiğini düşünen kayseri konacaktır zirveye..

bu arada bir spor gazetesine de sitem etmeden geçemeyeceğim.. zira takındıkları tavır ve zihniyetle beni dehşete düşürdüler.. şampiyon olan bi takıma manşette kıç kadar yer vererek zihniyetlerini ortaya koydular! açıkça telaffuz ediyorum..tırnak dışında  FANATİK zırvalama sİpor gazetesii.. alıp da okursam bi' daha lanet olsun bana!..  zira sık sık okuduğum bi paçavraydı! son sözüm el- insaf bee.. oldu olacak haberi de es geçeydiniz.. hatta at yarışlarının arasına sıkıştırsanız daha makbule geçerdi!..


ertuğrul hocanın önderliğindeki timsahları avuçlarım patlayana kadar alkışlıyorum.. cimbom şampiyon olsa pek iplemez bi' iki takla atar güne dönerdim.. ama bursa şampiyonluğunu garip bi biçimde benimsedim.. daha önce böyle garip sesler çıkarmamıştım.. ama şu var ki başarısız sezon geçiren cimbom ve beşiktaş'tan ziyade kabak 2 tane final oynayıp kaybeden fenerin başına patladı.. koftiden şampiyonluk sevinçleri travma geçirmelerine sebep oldu.. helal olsun timsahlara..


Çarşamba, Mayıs 12, 2010

hmm ekşi..

eski bir ezgiydi dilimdeki..

şu ıslık işini çözeli epey zaman peydah oldu galiba... kaç kez paralanmıştı dilim bu uğurda bilemem.. sanırım bi ağaç gövdesinde yakalanmıştı dilim dişlerimin esaretine... duyulmuştu ilk tıslamalarım, ellerim uçarcasına uzanırken vişnelere.. yoksa tek saf melodinin sebebi bu şerbetçi vişnelermi!

halen biraz yamuktur dirseğim bu vişne meleti yüzünden.. ve halen çenemde gizlenir, sakalın altında ince bi yara izi.. sonra bileklerim kan içinde kalmadı mı hep, dibine biten kalleş böğürlenlerden.. sahi böğürlen!.. öyle kararmasını bekleyemez ıslık dediğin.. yüzün buruşarak başlanır yeşilinden yenmeye.. sonra ara sıcak kıvamında kızaranlar ve müthiş final! bal kıvamında bi kaçtane olur her zaman dikenlerin içersinde.. önce yavaşça koynundan sökürlür dikenlerin ve hızla yenir, ağzına burnuna kan kokulu reçineleri sıvayarak.. envayi çeşit renk ve lezzeti aynı anda gövdesinde barındıran başka bi meyvecik yoktur heralde.. üstelik dikenli entarisinin aralıklarına gizleyerek.. yalnızca güneşe karşı sere serpedir hoyratlığı.. yalnızca ona sunar vücudunu dikenlerini yumuşatarak.. ki kimse cesaret edipte yanaşamaz mis kokulu gerdanına, arkasına güneşi almadan..

vişneye kuma getirmektir böğürlenle yapılan kaçamaklar.. zira istenmeyen ot burnunun dibinde biter tezine iyi bir ikili oluşturmazlar.. vişneyle böğürlenin arasında ki bağı çözümlemeye tarih yetmez.. ve araştırılması da nafiledir kimse üstüne kafa yormamıştır ve hatta kimsenin de dikkatini çekmemiştir.. zira ekşi sarhoşluk, dapsak işkembelere mil çeker.. dağlar içerisini kavurur da sudan başka bi şeyi düşünmez, bi taraftan yumulurken ekşi gölüne..ve lokum tadında ekşiliklere kulaç açarken erinmek vardı
inipte septirmeye! hem kim görecek kim bilecek tepesinde (zeki mürenden başka:) koy ver gitsin sıcaklığı rüzgara.. belki biraz ısınırda ruhun ızdırabına merhem olur.. sıcak / soğuk oyunu oynanmaz ekşilikle.. sakın denemeyin.. yoksa ruhunuza sıcak üfler ve durup dururken ruhsuz bi bedenle kalmayın ortalıklarda!.. neyse fermuar çabukluğunda rüzgar koynuna salınan sıcaklık bi yandanda titretir insanı.. hani garip bi ürperti olur insanda.. ve genellikle de işerken denk gelir bu nane! halk arasında azrail yoklaması derler buna! ulen bari burda yoklama mecburi olmasın be.. direk sınava geliriz biz.. olmaz mı? peki peki.. sen bilirsin.. ama fazla katılamıycam bu aralar derslerine.. yoklamadan bırakmazsın işalla! ulen bi sidik nerelere bağladı saçmalıklarımı :p neyse koyverdik gitti tepesinden rüzgara karşı, uçurtma kıvamında.. değişik bi tazyiki vardır septirmeninde ve bu zevk yalnızca erkeklere özeldir! bi şırıltıdan (ya da foşurtu) ziyade fışşşş diye ilerlerken arkta ince bi yanma olur.. felaket bi sıcak dalgasının buzula yaklaştığını hissedersin.. sonra müthiş bi gevşeme ve işte tam bu noktada demin bahsettiğim titreme oluşur..

vişne tokluğu ekmek arasına benzemez pek.. sonuç kesin gibidir.. yenen pastırmalar, börekler gibi istiflenmez foseptik çukuruna.. şırıl şırıl sıçarsın bildiğin! cırcıra bağlar işi.. üç gün süren tuvalet nöbetlerine eriklerin, kirenlerin cazibesi de eklenince büsbütün paçandan damlar bütün yaz! ve sonunda gerçek melodinin bu olduğuna tanık olursun.. yazı meyvelerle tuvalet arasında zigzaglar çizerek geçirmek, dünyada farkına varılamayan belkide en bahtiyar yorgunluktur
kanımca.. tuvalet dediysekte çalı çırpı dibidir kimi zaman.. kabalak adı verilen bitki, solonun fillerine tarih dersi verir cinstendir.. ve lâkin ısırganla kardeştir kendileri.. sakın meyvelerin kokusuna sürüklenirken dalgınlığa gelipte yanlış otu zımparalamayın kovanınıza! akşama kadar devam eder ekşilikler furyası.. tek düşüncen bi sonraki dalda salınan edepsizlerdir.. bütün cazibesiyle soyunmuş ve sokulmanı beklerler..

bütün bedene sarmalanırken ekşilikler, dilinde aynı ezgirdir hep söylediğin.. hep tekrardan ibaret..

ezgin nefesindir aslında..

eğer bi gün buharımı taşırsa serçeler, onlara kulak ver.. fısıldayacakları hikaye yabancı değildir sana.. bil ki ıslığımın nefesidir onlar..

Pazar, Mayıs 09, 2010

sıcak / soğuk

nefesini bilemessin ölümün.. kimi kurgularda soğuk.. kimisinde de sıcak gelir insana.. yoo hayır sıcak/soğuk oynamıcaz şimdi.. zira saklayacak bi kemerimiz bile olmadı bizim.. zaten kemerini kuytulara hiç saklamadıysan okuma, bi bok anlamassın hiç çocuk olmadıysan.. ama sana sunulan nedir ki bundan başka.. her adımda ısındığını fark ederken bedenin kırışmaya başlamaz mı? ya da ıska geçerken dünde kalanları.. hep soğumuş limonlu çay tadında değilmidir tansiyonculuk oyunu.. eline tutuşturulan bir kaç liradır belkide dondurma
sandığın..evet evet dondurma... soğuk .. okurken bi yandanda kelime tahliline soyunmasan bu sıcakta! bırak aktığı gibi gelsin gürül gürül.. bak buda soğuk olmalı sence.. ama lavda gürülder bi yerde su kıvamında ve pek sıcaktır, dokundukça erir ruhun.. bedenine bişey olmaz.. zira o çoktan kaskatı kesilmedimi dondurmadan!.. neyse bırak tırıvırıyı.. ne diyoduk.. ölüm. hangisinde üzüntü kurgulanmaz ki ölümün.. bi kuşla bi yaprağın ölümü bir midir mesela? üstüne basabildin mi hiç donmuş bi serçenin.. ama sıcaktan kavrulmuş gazel kümbetine nasılda bastın hışırtıyla.. zira ölüm sıcak gelmiş olmalı.. sıcak.. sahi sıcak ne demek? güneş sıcakmıdır acaba? her yakan sıcakmıdır?
soğukta yakmazmı bi yerde? ozaman soğukta aslında sıcaktır.. sahi serçeyi donduran sıcaksa.. yaprağı kavuran ayazmıdır acaba.. yoksa güneş ayaz mı oluyor bu durumda.. ulan tırlattım galiba!  tekrar soruyorum.. sen üstüne basabildin mi serçenin hiç gazel hışırtısında.. kenara fırlatmadınmı yol ortasından alıpta! ama yapraklarda ölmedimi az önce.. bu nasıl ikilem ölüme karşı.. ölüm sıcak mıdır yoksa soğuk mu? serçe toyluğunda hapsedilirken morg çekmecesine.. sıcaktan bozma beyaz buhar konar buruna.. ve fısıldar gibi hayatı.. tek bir ışık süzer dimağına.. ben ölmedim ulaan.. çıkarın beni soğuktan kaskatı kesildim.. üşüyorum!.. açın.. çıkarıın beni!.. soğuk bedenden ziyade ruhada işler sıcağın tersine.. soğukta hapsolur ruhun bendende ve bırakıpta ayrılamaz et torbasından.. oysa ölüm sıcak olmalı.. ısınıp kaçabilmeli hemen.. ruhun ızdırabına merhem sıcaktır.. onu saklayıp donduran alçı kıvamında bendene hapseden soğuksa hepten körükler ateşi.. kaybeder ruhun sıcaklığını.. ve bi kere ruhun sıcaklığını kaybedipte soğumaya başlarsa işte ozaman öldün demektir..

Pazartesi, Mayıs 03, 2010

sur mu üflendi? tüh uyuya kalmışım!

toprak ölüleri kustu farzet bugün.. ne kadar çiğnenmiş günah varsa hepsini salıverdi gökyüzüne.. öyle ya daha ne kadar dayanabilirdi ki.. mayalara kalsa az biraz kalmıştı.. ama o okadar bile bekleyemezdi toprak.. ilk çığlıkta salıverdi ne kadar ölü varsa.. hepside anadan üryan üşüştüler gök yüzüne.. ne olup bittiğini sorgulamadan.. zira çoktan sorguları yapılmış olmalıydı! öyle ya küçükten akla devşirilmedi mi bunlar.. yazıııkk.. yoksa sana demediler mi bunu.. bak bi farzettik feleğin şaştı.. ya yarın sende ilk çığlıkta fırlarsan yatağından.. üstelik sınavına çalışmadan! ne sınavı? hani şu dillere plesenk olandan.. her sorusunun kazıktan öte yağda bekletileni.. hani önce milyonlarca spermini geride bırakıp ciyakladığın ilk sınav gibi..
ardından emeklemeye başlamadan sızlandığında süt banliyösünün damağına dayandığı, meşin yuvarlağın ağlarla buluştuğu an gibi.. sonra paytak paytak yürümeye başladığında yuttuğun misketleri geri çıkarmak gibi.. biraz daha büyüyüp su koyvermeye ara vermek gibi.. sırtında 6 kiloyla yollara düşüp ilk uykuya yatmak gibi.. yıllarca uyuduktan sonra halâ uyumak için sınav peşinde koşuşturmak gibi.. evet evet sınav içinde sınav.. bak bunları bi kenara not al çocuk.. ilerde bi gün bi mallık yapıp sperm maratonunu kazanırsan bunlar gelicek başına benden söylemesi.. bu taraflara yolun düşerse inanma sakın onlara.. sana türlü meşgale bulucaklar saydıklarım dışında..inanmanı bekliycekler çocuk hiç koşulsuz, sorgulamadan.. çocuk gelirken beraberindeki ateşini hiç söndürme sakın.. seni yaratan ve günün birinde sorgulayacak olanda odur benden söylemesi.. yoksa birilerinin dediği gibi terazinin kefelerine torpil işlemez.. öyle ya bi gün gelirsen ilk esnemelerin olucak bunlar.. biraz ara ver tekmelemeyede kadıncağız uyusun biras.. aa demek maratonu geçtin! aferin iyi bok yedin! madem yoldasın dediklerimi unutma ve dinlemeye devam et.. kime, neye inanacağının beş para değeri yok gözümde.. madem rayları yağladın, işin başında öğren insan olabilmeyi biberon!.. türlü edevat var yer yüzü denilen yerde insan olduğunu sanan.. buraya belgesel seyretmeye gelmicen eşşoğlusu bırak kumandayıda rolünü ezberle! rol demişken ne olucaksın bakalım büyüyünce?.. ne bok olursan olda bikere daha gelemiyceksin buraya ona göre organize ol.. belki insan denen mâhluk sayısızca tekrar gelebiliodur da bunu anlaması için tekrar ölmesi gerekli! sen yolun başında aklına sok biberon! yok öyle melânkolik tırıvırılar.. bilmem gizemli takılma ayakları.. neysen o olucaksın.. kimsenin sitinde olmaz ne bok yediğin.. paylaşmayı öğren kordon dolanmadan yüksüğüne.. ha son bi şey daha sen gelmeden biz toptan oraya gelirsek rakımızı hazırla koçum.. karşılıklı iki tek atalım.. sen bize hatırlat oranın adetlerini.. malûm filmi seyredeli kaç asır geçmiştir kimbilir.. arada dejavu denen tırıvırı oluyoda sen boşlukları doldur bize.. kavun mu? allah derim!


?

Fotoğrafım
İstanbul, Tokat, Turkey
ben sezer; klasik uygulamalı, güdüsel bir hamle sonucu, anında dünyaya gelip, henüz olunmayan bir pratiğe zorunlu olarak itilmiş, nüfusa ilave bir insan..