Cumartesi, Temmuz 31, 2010

konyak


cumartesi gecesi işte.. canım nasıl konyak çekti anlatamam.. kolonyağı iç tavsiyelerine sadece osuruyorum bu aralar.. hazır haftalığıda almışım :FF hiç üşenmedim bi şort geçirip attım kendimi sokağa.. fıldır fıldır açık bi tekelci aramaya başladım.. sokak hafifden rengine dönmüş.. kahrolası çöpçüler yere düşen aşk denelerini süpürmeye koyulmuşlardı falan filan işte :p.. sonunda mavi efespilsen tabelasının yandığı kuytu bi dükkan bularak yanaştım.. gözleri içkiden kızarmış olması fena derece olası olan amcaya yanaştım usul usul.. tekel amca şöyle alıcı gözle baktı, sonra buyur delikanlı edasıyla tek gözünü kırpıverdi.. şimdi desemki sende konyak var mı diye, beni dışarı atar.. iki bira alıp çıksam olmaz.. alışkanlık bikerem, herdaim yediliğimi bozamam.. boğazımı temizleyerek, birazda titrek bi sesle amcaya bana bi şişe konyak vermesini söyledim... bak söyledim, sormadım!.. gözleri bi anda pörtleyen bey amca bi kaçyüz salise afallayarak, "iyide be yavrum bu sıcakta konyak gitmez ki.. hava soğuk olsa neyse.. için ısınır.." dudaklarım bi an bükülüversede cevap gecikmedi.. "boş ver be amca.. ben dünyaya geldiğimden beri üşüyorum!.."

resim: .discover-poitou-charentes

Perşembe, Temmuz 29, 2010

buğu


sabahın körü. 
çapak çapak üstüne kurumuş perdelerim..

buğul buğul çiselerken bedenim,
garip bir titreme..
hunharca katledilmiş düşlerim.

yüzümü halâ yuyamadım.

bedenim henüz mayalanmışken günaha,
bırakmalı kendini en üryanından suyun neşterine.
hem de boynundan yükselen buğunun ardına saklanmadan..

resim: times square reflection

Cuma, Temmuz 23, 2010

her insan biraz sapıktır.. biraz mı? hadi leen..


cayır cayır bi sıcak.. duşa kalka geçiyor günler..

bi taraftan uyku sersemliği.. bi tarafta da otobüs kurmacaları.. seni bilmem de ben hep en arka koltuğu ya da denk gelirse körüklünün ters koltuklarına sıvışırım.. tabi ayakta kalmazsak.. ya da mumbar dolması teyzeler laf kalabalığı yapıp işgaliyeyi ödemezse!.. sırf bunun için uyuyor numarası yapmaktan bıktım.. sevmiyorum ben öyle yer verme felan.. hem banane! bi saatin sonunda ne ehemmiyeti kalıcak.. enayiliğine yan! haa kız çok güzelmişte, teyzem çok bilmem neymişte.. banane abi.. başıma dikilmesinler.. artık yer filan veremem ben.. bak saçlarıma aklar sıvanmaya başladı.. yaşlandım sayılır artık..

müziği 3-5 bipte tutarım herdaim.. öyle son ses veripte "bak ben bunu dinliyorum.. aslında ben böyle bi insanım.. bak ne kadar da egzotiğim!" fena derecede melankolik ruh salatalarına fena gıcık olurum.. kimin fifisinde lan senin dinlediğin müzik.. zaten herkeste bi moda olmuş, kulağından eksik olmuyo tıngırtıları.. ha bide elinde bişeler varsa, pazarlayıcısı gibi gözüne sokanlar yokmu milletin.. fena dövesim gelir heran.. uyumak en güzeli.. teyzem kusra bakma.. uykum var.. bak genç bi bayan var ilerde o size yer vericek sanırım.. zaten rahman dede fena üfledi bu sefer.. çoktan dalış yaptım ney deliklerinin tükürüklerine! bana ilişmeyin olm.. 

tek göz açılır önce.. etrafta tıkış tıkış insanlar.. keskin parfüm ve ter kokuları.. klimanın osuruk çalısı gibi nefesi.. sol yanda oturan kız.. acaba nerede inicek.. bi baksam mı baygın baygın.. yok be olm.. cam kenarındaki ayrı bi senfoni! esneyip duruyo.. camdan da kesiyo mu ne! aha indi biri.. dur lan inme bee.. tüh buda gitti.. aq ne trafik var be.. vıcık sepetine döndük.. şu adama bak kıza nası da bakıyo.. sanki sen bakmıyon aq.. ama allahı var güzel kız.. in in sende in.. 

bu oyunu hergün seyretmekten bıkmaz insancık.. her insan biraz sapıktır.. ben biraz daha fazla! bırakın lan numarayı.. beyninize süzgeç konsa kalan tortuların %90'ı fantezilerinizdir.. bırakın şimdi ayak yapmayın biz bizeyiz bak.. tamam biliom yalnız kalınca kimse görmüyo da.. bi sen değilsin ki sapıtan.. şeytana da fazla yüklenmemek lazım.. herifin işide zor.. gıdıklamak kolaymı lan milyon insanın "holy way"ini!..

günün şarkısı: [TIKTIK]

Perşembe, Temmuz 22, 2010

acaba be kedicik.. acaba..


ve kedi miyavladı uzaklardan.. kara gözlerine kusarak koştu kurnanın.. pembemsi dilini yalap şalap tatlandırdı, acı acı uzayan suda.. pas tortusu mu yoksa yosun bağları mı bilinmez ama kedi tiksintiyle uzaklaştı içemeden.. yalpalaya yalpalaya saksının kenarına ilişti ve güneşin bekaretine teslim etti bedenini...

ağır ağır kapanan perdelerinin gerisinde acaba düş görüyor mudur? sahi kediler de düş görürler mi? onlarda düşünürler mi bazı bazı yarını.. hayatın saçmalıklarına canları sıkılır mı acaba..  süt peşinde güdüsel mi koşarlar yoksa sütü gerçekten severler mi? makineleşmek koyar mı  onlara da.. yoksa "koy götüne rahvan gitsin" temel inançları mıdır onlarında..

güneşin hafiflediği anları fırsat bilerek açılan gözleri, gurultuyla sıcak titremeler arasında gidip geldi.. çevreyi süzen bakışların ardından pençeleri üzerine doğrulan kedicik, burnu kulaklarında, ensesi kuyruğunda salınarak gözden kayboldu.. 

Pazartesi, Temmuz 12, 2010

insanlık iş'te..


gün her zaman ki gibi başlamıştı halbuki.. çalar saatin iğrenç dıngıltısıyla, oldukça dinç bi şekilde başlayan gün; kitapları raflara yerleştirmeye varana kadar hızla ilerledi.. üstelik bi elimde çay diğerinde de simit! bugün oldukça lüks sayılan bu öğün, umarım ileride popüler dergi sayfalarının aralarına sıkışmaz!.. 

saat öğlene yaklaşırken ilk siftahın getirdiği mutlulukla en soğuğundan vişne bile ısmarladım kendime!.. elimde bardak, ileride bağrış çığrışlar.. ne olduğunu anlamadan kalabalık içinde buldum kendimi.. yerde uzanmış yatan 90 yaşlarında çaycı dede! bu yaşına gelmiş olmanın getirdiği dinlenceden yolsun bi şekilde çalışma hayatına ayak uğduramayarak kalp krizi geçirmiş.. buraya kadar herşey normal.. herşey doğanın sıradanlığında devam ediyordu.. bir süre sonra çarşıyı dolaşan turist bir bayan, tesadüf bu ya doktomuş, telaşla yerde uzanan ve etrafındakilerin "açılın biraz nefes alsın" demekten başka bi yardım yapamadığı yaşlı adama, tutamadığı göz yaşları eşliğinde kalp masajı yaptı.. çabası sonuç verdi ve yeniden hayata dönderdi.. ancak beklenen ambülans bi türlü gelmiyordu.. derken çaycı dede yeniden kalbine yenik düştü.. tekrar acil müdahalesini yapan turist bayan, feryat figan yeniden hayata dönderdi.. ancak son el sallamasında yapacak pekte bi mucizesi kalmamıştı.. göz yaşları içinde çevresindekilere bakan turist "fuck off" figanından sonra "lanet olsun sizin insanlığınıza" hezeyanıyla kenara çekildi.. 

buraya kadar herşey tekrar normal gelmiş olabilir.. bu anlatılanlar bir saatte yaşandı.. güneş tam tepeye ulaşmış ve caddenin ortasını kavururken, gazete altında yatan dedeye ambulans yetişti! ve ne yazık kı yarım saatte ıvırzıvırını dışarı boşaltan ambulans, yaptığı eylemle dedenin ölmüş olduğunu belirtip, rahmet dileyerek, beş dakikada topladığı ıvırzıvırıyla oradan uzaklaştı.. gazetelerin ardına tekrar dönen dede, bu seferde savcıyı beklemek zorundaydı toprağa kavuşmadan önce! savcıda bir saatte gelirken, etrafta ki tiyatro kalabalığı rutin işlerine çoktan dönmüşlerdi.. tamam bu sefer oldu yaşlıyı götürücekler derken bu seferde doktor raporu için doktorun beklenmesi gerektiği söylendi.. bi taraftanda akraba zinciri çoktan yerini almışlardı.. hem de en ön sıradan! saatler dördü gösterirken, kokan cesetin etrafında kimse kalmamıştı! bir süre sonra gazeteleri üzerinden alıp götüren rüzgârın sayesinde hatırlanan ihtiyar, ambulans eşliğinde gelen doktor ve savcıyıda yanına alarak rayların üzerinde kayboldu gitti!

yer: beyazıt / istanbul
tarih: 12 temmuz 2010
resim : pieroni

Pazar, Temmuz 11, 2010

yaprak..


yeni bi nefes iliklendi boğazıma. okyanus kokusuna sararak yudumladım.. sonra yosunların genizimden sarkarak oturdu dilimin ardına.. yutkunamadım bi türlü.. yakan bi şeyler vardı halâ.. yoksa neden kızarsın gözlerim, adını her doladığımda dimağıma..

susadın, ayaklandın. gölgelere kucak açarken irkildin ansızın.. minik bi şapka ya da herhangi bi saçmalığım düştü belki hatırına.. inceden gülümsedin belki de. ama işte o kadar.. suyunu yudumlayana kadar baktım ve  her damlasında gölgeye kucak açtım..

yastığımın kenarında kitabım, arasında eski bi yaprak ve ortasına yerleştirilen bayatlamış izler.. yaprağın damarları kurumaya direnirken, izler çoktan gölgelenmişti.. gazel kümbetinde yeniden doğacak iştahla, rüzgâra uçmayı diledi benden.. hemde bu sabah.. söz verdim ona. günün ışığı düşmeden pencereden uçabilecek.. hem de haberin bile olmadan..

göz kapaklarım iyice ağırlaştı artık.. yeksan radarımın siperini takamadım.. uyumak mı? hıhh. ne uyuması delimisin sen.. gölgede kalmış izler parladı ve konuştu benimle.. üstelik sabaha kadar.. belki veda etti.. ama bildiği tüm gerçeği duyarak ayrılacaktı az sonra.. hem de haberin bile olmadan..

günün ilk fısıltısında pencere kenarına kondurdum izlerini.. bi süre bakıştık öylece.. sabah namazındaki teyze ; "delimidir nedir" diye düşünmüş olabilir.. ama olsun.. son kez bakmak istedim.. halâ kurumaya direnen damarlarıyla  bakıyordu.. sonra rüzgârın koynuna salınarak, yalpalaya yalpalaya uzaklaştı ve gözden kayboldu/n...

Perşembe, Temmuz 08, 2010

işte öyle birşey..


yorgunluk bedenini kamçılarken uzanırsın sereserpe.. uykuyla kucaklaşmadan önce türlü fısıltılar biner dimağına.. hani önce bi kurgu oluşur kafanda.. adına fantezi filan dersin.. nebileyim işte.. ya loto vurmuştur ya da zenginsindir bi şekilde.. uzun süredir hayâlini kurduğun yolculuklara çıkarsın.. belki de ufacık bi teras katına, kutu kutu yığdığın kitaplarınla gözlerini daha da sıkı yumarsın.. ancak bu kurgun on-onbeş saniye içinde bozlur ve zihnin dalar gider başka yerlere.. kurduğun hayâllerden eser kalmaz.. ya bi sonraki günün belirsiz tırıvırıları ya da dünde kalan, tortulanmış anılar.. keşkeler furyasına sürüklenirsin ansızın.. bi köşeyi dönerken yüzüne takındığın tebessüm yapışır belki de kipriklerine.. belkiler belkisi, en muhtemeli, dişine kadar gelipte ardına düşmeyen söylencelerin gelir aklına.. hani bi yumruk oturur boğazına.. yutkunmak bile zorken, gözlerin sulanır... "işte öyle birşey" diyordu erol evgin bu duruma.. 

hani ıssız bir yoldan geçerken, hani bir korku duyar da insan, hani bir şarkı söyler içinden.. işte öyle bir şey.. 
 
hani eski bir resme bakarken, hani yılları sayar da insan, hani gözleri dolar ya birden.. işte öyle birşey..

bazen kelimelere sığdıramaz insan anlatacaklarını.. garip ve bi o kadar da çaresiz bi durumdur.. sözcükler, kelimeler.. allak bullak olur zihnin.. ne nefes aldığından nede gördüğünden bihabersindir.. bi çeşit "zombi" moduna bürünürsün.. ulu orta salınırken, hayatın dalgalarına tutunuverir, duraksız yolculuklara çıkarsın.. "deniz her zaman kâvkın içindedir.. çünkû, bu onun kişisel mekîbesidir" deniyordu simyacı biraderime.. avucunda ki çakıllardan bihaber bu beden, sular çekildikten sonra, acaba onları görebilecek mi.. tabi ki sular, onları halâ eritmedilerse..

Pazar, Temmuz 04, 2010

kanatlı karınca ve madam..


temmuzun başındayız.. sıcaklığın ayyuka yaklaştığı günleri inceden yaşar gibiyiz.. donun kıça kıvrım kıvrım yapıştığı anlar erken geldi bu sefer.. küresel tırıvırınıza sokayım sizin.. dünyanın anasını ağlattınız.. iş sıcaklarla da bitmiyo.. ona çözüm kolay.. büyük bi fıçıya bastım suyu dolana kadar.. arada bi girip çıkıyom anadan üryan! serinlik.. huhh huu..

asıl, şu lanet uçan - kaçan haşereler öldürecek beni.. lavuklar bi rahat vermiolar.. sivrisinek belasına alıştım.. daha doğrusu, koyverdim gitti.. emsin lavuklar.. zaten bi damla kana fit oluyolar.. sineklerin derdini anlamak mümkün.. ya sinek olduğunu sanıp, pıt pıt uçmaya çalışıp, gecenin bi yarısı ışığı gördü diye odaya dalmaya çalışan kanatlı karıncalara ne demeli.. rahatta durmuyo iblisler.. sürekli bi pıtırdı odanın içinde.. bazen ampüle dalış yapıolar, sonra da yanan kanatlarının ardında, kafa üstü çakılıolar halının üzerine.. her sabah sizin yüzünüzden madamdan fırça yemekten bıktım ulan.. zaten temizlik hastasıdır sağolsun.. sabahın köründe süpürgeyle dadanır odaya.. uyuzluk olsun, parayla değil ki.. evde başka oda yok gibi benim odamdan başlar.. bazayı sağa sola itmeler, sonra kalkta yardım et biraz.. "git çayı ko" demeyle biter uykunun tatlı merasimi.. ulen daha demliğin bittiğini görmedim...

çay faslı biçare tamamlanır ve kendimi bazanın üstünde bulurum yeniden.. ama geriden hezeyan haykırmalar devam eder.. "olm, yatağı yeni düzelttim. bozma!.." oldu anne, yere uzanırım ben... yattığım gibi kalırım. saat çoktan öğleni geçer.. sonra sallana sallana lavaboyu bulur, ardından fıçıya kamikaze dalışı yapılır.. haliyle ortalık dalga dalga su olur.. bi fırçada burdan yiyerek güne tekrar zinde başlanır.. bilgisayar başına çökülürken önce postalara bakılır hemen ardında biraz cm tırıvırısı, poker derken maç saati geldi ulan.. şimdi madamı ikna etmek için yarım saat dil dök.. maçın onbeşinci dakkası dolarken, bunalan madam kumandayı da evi de terkeder..

koltuğa kurulmuş maçı izlerken bi yandan da esnemeler başlar.. almanya golü çoktan bulmuş, ikinciyi ararken ben bi çare uyuya kalmışım.. hem de messicik sahne alırken! gözlerimi açtığımda üstümde bi kat battaniye, arka fonda gülbenin iğrenç kahkalarıyla dadı! bir hışımla kumandayı yeniden ele geçirirken madam da tv nin fişini çekti!

?

Fotoğrafım
İstanbul, Tokat, Turkey
ben sezer; klasik uygulamalı, güdüsel bir hamle sonucu, anında dünyaya gelip, henüz olunmayan bir pratiğe zorunlu olarak itilmiş, nüfusa ilave bir insan..